17 Temmuz 2014 Perşembe

Tıpış Tıpış Ne Demek Oluyor ?


     Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kolu batı da diğeri doğu da olan arada kalmışlığı yaşayan bir ülkedir. Zira Doğu da olan her olaydan ( Doğu derken Orta Doğu ve Kafkaslar gibi yorumlanabilir ) doğrudan etkilenir Batı da olanlardan da etkilendiği gibi. Filistin olayı Avrupa için bir haber niteliğinden öteye geçmezken Türkiye'nin ana gündemini oluşturabilir. Fransa Devlet Başkan'ı seçimi Irak için pek bir anlam ifade etmezken Türkiye'nin öncelikleri arasında yer alır. Her öğrencinin okul hayatı boyunca en çok duyduğu jeopolitik konum bu durumun temek etkeni olarak düşünülebilir. Ama daha da önemlisi yüzünü ve sırtını tarihten gelen bağlar sebebiyle de bir tarafa dön(e)memiş olmasıdır. Üstelik bu durum sadece ülke gündemini de etkileyen bir olguda değildir. 

Cumhurbaşkanlığı Adayları

     Ana muhalefet partisi lideri Kemal KILIÇTAROĞLU'nun Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yaptığı açıklama bu bağlamda değerlendirilmelidir. Demokrasinin, Laikliğin ve kişi hürriyetinin tek savunucusu olduğunu iddia eden bir parti liderinin seçmenlerine " Tıpış tıpış gidip oyunuzu kullanacaksınız ve Ekmeleddin İHSANOĞLU'na


vereceksiniz  " şeklinde bir telkinde, diktede yada emirde bulunması ciddi bir kişilik karmaşasının güzel bir örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin arada kalmışlığının siyasete zuhur edişini ispat adına başka bir örnek verilmesine gerek bırakmayacak bir olaydır.

     Burada parti yada kişileri kötülemek gibi bir gaye güdülmediğini belirtmek gerekmekte. Zira iktidar yada muhalefet liderleri rakiplerini sık sık çeşitli ithamlarla eleştirmekteler. Ama iktidar partisinin maruz kaldığı tek adamlık yada diktatörlük yakıştırmaları daha ciddiye alınası bir vaziyette olduğu günlerde bu çıkışın muhalefet partileri ve adayı için çok talihsiz bir durum olduğu da çok açık. Yani kasıtlı bir eylem olmadığını anlık bir tepki olduğunu kabul etmek yerinde bir karar olacaktır. Benzer açıklamaları iktidar partisi lideri Recep Tayip ERDOĞAN'ın da yaptığı düşünüldüğünde tablo daha netleşmekte. " Ananı da al git " herkes tarafından bilinen bir örnek. 

Farklı Kuşaklardan Adaylar
     Demokrasinin ve insana dayalı yönetimlerin daha sağlam yerleşmiş olduğu Batı'dan esinlenen liderlerin daha diktatör ve emir-komuta yapısına sahip Doğu'dan enstantaneler sunduğu ülkede, yetişen üst düzey kişilerin bile adımlarının birisini Doğu da diğerini Batı da tutukları ortada. Demokrasi açılımları, ekonomik atılımlar yada kutuplaşma olaylarını birde arada kalmışlık olgusu çerçevesinde incelemek ve üretilecek çözümlerde göz önünde bulundurmak gerekmekte.



5 Haziran 2014 Perşembe

İdealist Kimdir ?



   İdealleri uğruna elinden geleni yapan diyebilirim galiba. Pek karşı çıkanda olmaz sanırım. Ama öyle bir yuvarlak cümle kurmuş olurum ki üstüne saatlerce hatta günlerce konuşur tartışırız ama bir sonuca varamayız. Zira elinden geleni yapar tamamen kişiden kişiye değişen bir durumdur. Bin bir gece gibi bir dizi vardı orada çocuğu için gerekli olan para karşılığında bir erkekle cinsel ilişkiye giren kadını hatırlıyorum. Hatta uzanca bir süre gündemde kalmıştı. Neyse bu örnekte olduğu gibi olaylar karşısında elinden geleni yapmakta çerçeve içerisine alınması zor bir konu.

   Peki idealist kime diyeceğiz. İdeali zengin olmak olmamaz mı bir insanın. Peki zengin olmak için yasal boşlukları kullananlar ama yasalara aykırı bir şey yapmadan kısa yoldan zengin olanlar idealist olmaz mı? Yada yasalara da uymadan zengin olanlar idealleri uğruna özverili davranmış olmaz mı? Zira savaşta daha fazla insan ölmesin diye gencecik askerleri bile bile ölüme gönderip hayatlarını ellerinden alanlar idealist oluyor ve savaştan sonra belkide kahraman komutan ilan ediliyor da, hayatta kalan askerlerin paralarını bir şekilde dolandıran idealist olmuyor. Cidden çok karışık konular. Şimdi bu yazdıklarım suçu övmeye bile giriyor olabilir. O sebeple dolandırıcılık her hangi bir şekilde maruz gösterilecek bir suç değildir diyelim de konu tatlıya bağlansın.

Araba Yıkayan Adam

   Çok uç örnekler verdim gibime geldi. O yüzden üstte resmini görmekte olduğumuz konudan ve yazmamı sağlayan olaydan devam edeyim. İnşaat sektöründe şantiyecilik ile uğraştığımdan daha önce ki yazılarımda bahsettiğimi hatırlıyorum. Her neyse yeni bir şantiyeye başlamak üzereyiz. Ekip toplanmakta düzen kurulmakta. Yani pek çok kişi bir birini yeni tanıyor. Ast üst ilişkisinin çizgilerinin belirlendiği bir dönem. Yeni işe başladığınız yada okulun ilk zamanlarını hatırlayın tam o dönem işte.

   Fotoğrafta ki kişi ofislerimizin çay servisini ve temizliğini yapan görevli. Proje müdürü gelir gelmez arabasını yıkayan da o. Yalakalık yaranma kıyak ne derseniz deyin onu yapmakta yani. Ama kilitlendiği hedefte ilerliyor. Şimdi kendi görev tanımı dışında müdür tarafından verilen görevi geri çeviren, yapmamak için mücadele eden kişi idealist olur mu? Eğer o idealist ise müdürü memnun etmek için elinden geleni yapan resimde ki adam neden yalaka olur? Burada bir sonuca varmak için yada okuyanı aydınlığa kavuşturmak maksadıyla yazmıyorum. Sadece her şeyin göründüğü gibi olmadığını toplumun bize kabullendirdiği hususların bakışımızı bozmaması gerektiğini hatırlatmaya çalışıyorum.

   İdealistin Türk Dil Kurumu'nda ki tanımı; Ülkücü. Ülkücü'nün tanımı da; Bir ülküye çıkar gütmeden bağlı olan demek. Yani arabayı yıkayan adam çıkar gütmeden sadece müdürünü memnun etmek istiyor yani ülküsünün peşinde koşuyorsa idealist mi oluyor. Yoksa bu kadar basite indirgemek çeşitli idealist şahsiyetlerle alay ediyormuşum izlenimi mi yaratıyor. Ne demiştim çok karışık konular yani Çetin ALTAN'ın da değdiği gibi enseyi karartmayalım. Ne de olsa her şey olacağına varır.



23 Nisan 2014 Çarşamba

Sizin ( Senin ) İçin


   "Saçımı süpürge ettim", "Yemedim yedirdim giymedim giydirdim", "Hayatımı sana adadım", "Senin için ne işleri geri çevirdim, kariyerimden vazgeçtim", "Ne yaptıysan senin için, çocuklarım için yaptım" vb. sözler insan hayatında çok duyulan ve söylenen sözlerdendir. Her insan en azından bu ve benzeri sözlerden en az birisin duymuş yada söylemiştir. Söylemiş olmakta duymuş olmakta çok acı veren durumlardır. Hem söylemek gereğini duymuş olmak hemde yapmış olmak ayrı ayrı kişinin hayatını kendi istediği şekilde değilde başkalarına endekslemiş olduğunu gösterir.

Sonra Başını Taşlara Vurma Hali

  Yapmış olmanın pişmanlık yaşamaya yetip de artacağı bir durumken birde bu fedakarlığı söyleme gereği hissetmek yapılan fedakarlığın karşılık bulmaması anlamına gelir bu dahada elem içerir. 

  "Vatan için ölmek kadar yaşamakta lazım" gibi bir söz vardır. Hayat felsefesinin bu fikir çerçevesinde olması gerektiğini düşünüyorum. Birisi için saçını süpürge etmek yerine hayatı saçın süpürge edilen kişiyle yaşanması lazım. Kişi için ölmek yerine onun için yaşamak lazım. Ailenin istediği mesleği yapmak yerine kendi istediğin mesleği yapıp ebeveynlerin cenazesinde şükür kurtuldum dememek gerekli. Keza aile fertleri de arkalarından böyle şeyler söylenmesini istemiyorlarsa ona göre davranmaları yerinde olacaktır.

  Atalarımız boşa konuşmaz. "Kızını dövmeyen dizini döver" lafı ailelerin görevleri olduğunu hatırlatıyor. Ama çerçevenin doğru çizilmesi gerektiğini unutmadan müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuç olarak insan denilen varlık şartlara göre fikirleri değişen ve yönlendirilebilir bir canlıdır. Bu sebeple ayarını sağlamanın zor olduğu bir çizgi çizilerek hayata yön verilmeli. 



22 Nisan 2014 Salı

Bakarsan Bağ Bakmazsan Dağ Olur


 
   Kaplumbağalar Fakir BAYKURT'un çok beğendiğim eserinin adıdır. Ülkemizin halen geçerli olan acı gerçeklerinden bazılarını inandırıcı bir şekilde işler. Yapılan her iyilik karşılıksız kalmaz 'illa bir kötülükle' cezalandırılır, yapılan her iyi şeyin taliplisi çok olur, bürokrasi ve iç çekişme ilerlemenin önündeki en büyük engeldir gibi. Lakin benim bu ironi yüklü eleştirilerden daha içselleştirdiğim kısmı 'bakarsan bağ bakmazsan dağ olur' argümanıdır.



  Uzunca bir süredir ilgilenmediğim blog'um yozlaşmış zaten fazla ziyaret edilmiyordu dahada uğranmaz olmuş. Daha önce bir kaç kez benzer şekilde uzak kalıp bu kez farklı olacak şekilde iş başı yapmıştım. O nedenle sadece yazmaya başlamak ve kendimce tarihe kayıt düşmek istiyorum. Hadi Bismillah...