3 Mart 2013 Pazar

Nefes Alamamak

Yaşam - Doğa - ve ötesi

               Bazen elinden tutup kaldırdıkların olur
               Bazen de senin elinden tutup kaldırırlar
               Ama dizlerine tekme atanlar da olur hayatta
               Ve tekmeyi elinden tuttuklarından yersen...

               Bazen en özelini paylaştıkların olur
               Bazen de en özelini paylaşanlar seninle
               Ama hiç bir zaman tanıyamayacaklarında olur mutlaka
               Ve en iyi tanıdıklarının bir gün öyle olmadıklarını anladığında....

               Bazen sığınak olursun diğerlerine
               Bazen de sığınak ararsın kendine
               Ama sığınakta havasız bırakanlarda olur
               Ve havasız kalmak var ya havasız kalmak...



11 Şubat 2013 Pazartesi

Aşk Nedir ? Neden ? ( -1 )




            Koşuyordu.

      Durmadan koşuyordu. Dursa her şey geri gelecekti çünkü. Düşünmek istemiyordu. Düşünse anlayacaktı, anlayacaktı ve bittiğini görecekti.
 

       Zamanın yok oluşuna tanıklık etmişti. Az önce ile şimdi, şimdi ile gelecek arasında hiçbir farkın olmadığını yaşamıştı. Birkaç kelimeden oluşan bir cümle neyi değiştirebilirdi ki ! Cevabı artık biliyordu.

      " Hikayesi çok eskilerden kalma. Anlatmaya nereden başlanacağı bile belli olmayan türlerden. "


Diğerlerinden Farklı Bir Dünyası Olmak

      Bir anda mı yoksa zamanla mı oluşmuştu o da bilmiyordu. Sadece O vardı. O'nu ilk gördüğü günü hatırlamıyordu ama sesini ilk duyduğu anı hiç unutmayacaktı. Kimsenin sesi onunkine benzeyemezdi. O'na benzeyenler olabilirdi, O'nun gibi yürüyenler, düşünenler yada davrananlar. Ama O'nun gibi konuşan, asla. Ve O'dan duyduklarını başka kimseden duyamayacaktı. Sesini ilk duyduğu anda anlamıştı, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bundan böyle her şeyin merkezinde, O olacaktı. Her gün O'nu takip edecek, O'nunla karşılaşmak için ihtimaller oluşturacaktı. Okuldan sonra evine bırakacaktı. Ama O bilmeyecekti bunu. Sınıfta sırasını değiştirecekti, O'nu görme imkanının daha iyi olduğu bir yere oturmak için. Aralarda O'nu gözleyecekti. Kiminle konuştuğunu, ne söylediğini duymaya çalışacaktı. Ve bunlar onu her seferinde biraz daha bağlayacaktı O'na. 


      " Neden, neden gidip açılmıyor diye soranlar olur elbette. Bunu soranların cevabı bildiklerinden eminim. Onlarında hayatlarında da böyle şeyler yaşadıklarından."


      Derken zaman geçecek, hisleri artık içine sığmamaya başlayacaktı. Bastırmakta bu duyguları zorluk çekecekti. Uzağın ne kadar uzak olduğunu, sıcağın ne kadar sıcak olduğunu hep bir şeylere endekslediğini biliyordu. Hayatını da O'na endekslemişti. Ve bir gün yine okul çıkışında O'nu gördü...


29 Ocak 2013 Salı

Ayrılık




     Her şeyin olması gerektiği gibi olmasını istiyordu. Yalanda olsa güzel sözler söylenmeliydi. Uzun süredir içeride birikmiş kinler dile gelmemeliydi. Ve en önemlisi belki bir daha görüşürüz diye olmamalıydı bu güler yüz sadece geçmişe olan saygıdan uyulmalıydı sükunete.

     Her şeyin olması gerektiği gibi olmasını istediğini anlıyordu. Ama öyle olmamalıydı. En azından birkaç kuru söz söylenmeliydi en acısından. Tabi önünü almayı garanti ederek gideceği yerlerin. Lakin her zaman doğrusunu bildiğini yapmıştı ve olmamıştı işte. Belki bunu en azından düzgün (!) yapabilirdi. Uymaya karar verdi sese dönüşmeyen isteğe ve sustu...

Aynı Bütünün Aynı Gibi Görünen Farklı Parçaları
     Nasıl göndereceği ne ile göndereceğini hiç düşünmemişti. İtiraf etmese de kendine bile çok korkuyordu. Ayrı kalmaktan uzak durmaktan yada unutmaktan unutulmaktan değil, bilmemekten korkuyordu ne yapacağına dair. Suçlamasından kendini. Yaptığı hataları dile getirmesinden. En derin yarasını tekrar kanatmasından. Sükunet isteği de bu yüzdendi zaten.

     Tüm kırıklıklarıyla suçlarıyla sevmişti onu. Ne fark ederdi bir eksik bir fazla hatası olsa. Kırılmışta olsa oydu işte. Yapacağını yapmıştı neden şaşırıyordu ki. Hem neyi değiştirirdi. Belki de mecburdu. Mecbur olmasa ne fark ederdi. Yine sevmeye devam edecekti ne kadar sevdiğini bilmese de o.

     Bilmediğini fark etti. Ne kadar şeytan ama bir o kadar da saf olduğunu. Belki de çekiciliği de iticiliği de bu yüzdendi. En saf ile en şeytaniyi birleştirmesinden. Numara mı yapıyordu. Yok yok saf olanla yüz yüzeydi. Ama şeytaniyi görmek istedi bir an. Belki sükuneti korumazdı belki derin yaralar açar belki de öncekileri kanatırdı ama onu görmek istedi daha kolay olmasını sağlar diye.

İsyan ile Boyun Eğme
     Neler dönüyordu burada. Ne oluyordu. Doğru yerde yada doğru zaman diliminde miydi. Yoksa hafıza kaybına mı uğramıştı. Zira gerçek olamazdı bu olanlar. Anlamaya çalışıyordu. Anlıyordu da. Tutunduğu dalın kesildiğini düşerken fark ettiğini fark etti. Hissettiği sükunet beklentisinin sebebi belli oluyordu. Acı sözler söylemek bağırmak çağırmak tartışmak istedi. Nafile olduğunu da fark etti. Sessizce uydu sessizliğe...




14 Ocak 2013 Pazartesi

Reklam gibi Hayatlar



     İnsan hayatının özellikle büyük şehirlerde ki insan hayatının reklam filmleri gibi olduğunu iddia ediyorum. Zira reklam gibi hayatlarımız var; sürekli hareket halinde ama aynı şeylerin tekrarından ibaret.

Benzeri olmayabilecek yer: Dünya

     Reklamın ne olduğunu anlatan bir yazı yazmam gerektiğini fark ettim bu arada. Çünkü çok farklı alanlarda reklamlar var. Benim üstte kast ettiğim ise görsel reklamları içermekte. Görsel reklamlar hızlı mesaj vermeye çalışan bir sektördür. Reklamların pahalı olduğu için ve izleyiciyi sıkmamak adına böyle bir yol izlenir. Tek kelime ile müşteriyi yakalamak gereklidir. Kısacık filmlerle tercih sebebi olmak sağlanmalıdır. Kullanıcı feth edilmelidir. Bu yüzden genel olarak ünlüler kullanılır reklamlarda. Sırf daha çabuk iletişime geçebilmek için müşteriyle.

Daha çok ve daha az Renkli ama Aynı
     Görsel reklamlar çok hızlı değişen ama belli bir süre sonra aynısı yayınlanan öğelerdir dedik. Hiç yaşantınızında böyle olduğunu düşündünüz mü? En renkli hayatın bile. Günlük ihtiyaçları karşılamak için gerekli ihtiyaçları kast etmiyorum elbette. Çevresi değişiyor insanın okul, iş, eş gibi sıralarla. Rakamlar değişiyor insanın okul, iş, tatil zamanlarında harcadığı yada kazandığı olarak. Hayatlar değişiyor ama aynı şeylerin tekrarından ibaret oluyor.

     Alış-verişe çıkmak, toplum önünde bulunmak yada sadece yaşamak. Hepsi birbirinin aynısı yada benzeri. Herkes uyuyor sadece uyunulan yer değişiyor, herkes yemek yiyiyor sadece yenilenler değişiyor. Yani kullanılan araçlar değişiyor sadece. Özünde hepsi aynı. Reklamlar gibi hayatlarımız; kimisi daha pahalı kimisi daha ucuz, kimisi daha çok kimisi daha az renkli ama hepsi kendinin tekrarı.



9 Ocak 2013 Çarşamba

Aşk Nedir ? Neden ?




     "" Uzun sarı saçlarının bağını çözdü. Rüzgarda savrulmaları hoşuna gidiyordu ve erkekleri etkilemede en az güzel mavi gözleri kadar değerli olduklarını çok iyi biliyordu. Ama yinede kendini çok güzel bulmuyordu, diğer tüm güzel kadınlar gibi. Tokasını cebine attı ve arkadaşlarından geri kalmamak için adımlarını hızlandırdı. .....

     Ne kadar da uzun bir gün olmuştu. Dersler her zamankinden biraz daha sıkıcı gelmişti. Bir an önce eve varmak istiyordu. Rahat kıyafetler giymek, hafif bir müzik açmak ve hiçbir şey yapmamak.
Günlerden çarşamba, annesinin eve geç geldiği gündü. Babası zaten hiç erken gelmezdi. Yemekle ilgili işlerden bugün o sorumluydu yani. Alış veriş yapmakla uğraşmayacaktı en azından. Zaten her hafta sonunun büyük kısmını devasa marketlerde geçirmek zorunda kalıyorlardı. Birde hafta içi alış verişle uğraşmak hiçte isteyeceği bir şey değildi, Çevresindekilerin anlam veremediği özelliklerinden birisi de buydu, alış verişi sevmemesi. ' Bir kadın ve alış-verişten sıkılmak ' diyorlardı. Ama O sıkılıyordu işte. Yapacak o kadar değişik aktivite varken, tüm zamanını alış-verişte harcamak hiçte akıllıca görünmüyordu.

      Bunları düşünürken arkadaşının uyarıcı sesiyle bulunduğu ortama dönebildi. Akşam onu aramayı unutmamalıydı. Ödevleri konusunda soracakları vardı. Arkadaşını yatıştırıcı cümleleri sıraladıktan sonra bir kısmını yeniden belleğine yöneltti. Günün kısa bir özeti, akşam gerçekleşmesini beklediği ritüeller ve önündeki uzun yolun ayrıntıları gözlerinin önünden akmaya başlamıştı. Arkadaşlarının Edebiyat hocası konusunda ki yorumlarına katkıda bulunmak için tekrar o ana döndü. Evet edebiyatçı dersi gerçekten sıkıcı kılmaya çalışıyor gibiydi ve bunu onunla konuşmalıydılar. Yoksa hepsi dersten çakacaklardı. Aciliyeti olan bir konuydu.
Geçmiş ten

      Duraktan birkaç arkadaşı ile birlikte dolmuşa bindiler. Yol boyunca da pek konuşmadılar. Konuştuklarında ise konu gün içerisinde ki olaylar hakkında ki dedikodulardı. Arkadaşları dedikodu yapadursunlar, O'nun zihninden çok farklı şeyler geçmekte idi. Gelecekte olacağı yeri düşünüyordu mesela. İşgal edeceği mevkii neresi olacaktı. Neler yapacak, kimler olacaktı hayatında. Bunları o kadar çok düşünüyordu ki artık sıkılmaya da başlamıştı. Gerçi hayatın tamamından rahatsızlık duymaya başlayalı epey oluyordu. Zamanın ilerleyişini, bazen de ilerlemeyişini düşünürken inmesi gereken duraktan önce yer alan, akşamları çok güzel bir şekilde aydınlatılan, özel hastane binasını gördü. Bu binayı her görüşünde beyni zihninden hep aynı tezatlık olgusunu çekip alıyordu. Oraya gelenlerin tamamının içinde bulunduğu kötü duruma göre bir tezatlık. Oradan mutlu ayrılan azınlığı anlatıyordu dış görünüş. Tıpkı kumarhaneler gibi. Orada da azınlıkta yer alan kazananları anlatan şatafat, gösteriş. Bunları düşünerek arkadaşlarıyla vedalaştı ve dolmuştan indi. 

      Eve yaklaşık beş dakikalık bir mesafedeydi artık. Araçların rahat bir şekilde park edebildikleri geniş caddelerin kaldırımlarında yürüyordu. Başını öne eğmiş az önceki düşüncelerini tekrar gözden geçiriyordu. Kafasını kaldırdığında evlerinin bulunduğu sokağın hemen gerisinde yer alan tekel bayini gördü. Arkadaşları ile ilk içki denemelerini bu bayiden aldıkları biralar ile yapmışlardı. Ve satıcının ispiyonlaması sonucunda ailelerinin gazabına uğramaktan da kurtulamamışlardı. Kendilerini ele verse de satıcıya karşı pekte kin duymuyordu. Satıcı, müşterisi yada yanında ona eşlik eden tanıdığı biri olmadığında yaptığı gibi iri gözlerini yola dikmiş gelip geçeni izliyordu. Kendisini gördüğünü biliyordu. Ve belki de O'nu görünce aklına onları nasıl ispiyonladığı geliyordu. Yada onun için sadece yoldan geçen birisiydi, kim bilir!

Yağmur

      Gözlerini tekrar yola çevirdi. Eve ulaşma isteği nerede ise tüm benliğini kaplamaya başlamıştı. Ayrıntıları çok iyi biliyordu. Köşeyi dönecek, iki binayı geçecek, üçüncüsünün sokak kapısını babaannesinin doğum gününde hediye ettiği ve çok değerli olduğunu söylediği anahtarlıkta ki en büyük anahtarla açacaktı. Asansörün zeminde olmasını diledi. Bu O'na yaklaşık bir dakika kazandıracaktı. Yedinci katta indikten sonra geniş anahtar kitlesinin içerisinden yeşil bir plastikle diğerlerinden ayırdığı anahtarı kullanacak ve evde olacaktı.

      İlk binanın çevresini, boyası kalktığı için kahverengiliklere bürünmüş korkuluklar olan bir beton duvar kaplıyordu. Bu binadakiler hakkında nerede ise hiç bir şey bilmiyordu. Bunda bina sakinlerinden arkadaşı olmamasından dolayı içeriden bilgi sızdıramaması başlıca sebepti. Ama ikinci bina sakinleri hakkında geniş bir istihbarata sahipti. Ve bilgi akışı da devam ediyordu.

      Tekrar köşeye baktığında sırtı dönük birisinin orada durmakta olduğunu gördü. Daha önce görmediği ama her an gözlerinin önünde ki bir siluete benziyordu. Bedenin birisini bekler gibi bir hali vardı. Yerinde duramıyor bir sağa bir sola bakınıyordu ve aniden kendisine doğru döndü. O an da neler hissettiğini hiçbir zaman açıklayamayacaktı. Son adımının havada asılı kaldığını düşündü ve ayaklarını aynı hizaya getirdi. Neden durduğunu bilmiyordu. Sadece yutkundu ve bakmakta olduğu gözlerden kaçmaya çalıştı. Kaçmayı beceremedi ama yürümeye devam etmeyi başardı. Beden de kendisine doğru yürüyordu. Birkaç adım ötedeydi.


8 Ocak 2013 Salı

Akbank Uyarısı; Dolandırıcıları Banka



     Yaklaşık iki yıldır Akbank'ın vadesiz hesabını kullanıyorum. Mevcut hesabı para transferi ve küçük nakit ihtiyaçlarım olduğunda kullanabileceğim kaynak olarak değerlendiriyordum. Aylık ortalama 2000 - 3000 lira civarı nakit akışı oluyordu. Bu süre zarfında çok önem vermediğim hesap işletim ücreti kesintileri olmuştu. Dediğim gibi kesintileri biliyordum ve herhangi bir tapki vermeyen bendim.

     Bu arada geçen süre içerisinde artı para limitimi kullanmışlığımda oldu. Artı para limiti hesabınızda para olmasa da hesabınızdan para çekmenize izin veren bir imkan. Miktarı hesabınızın işlerliğine göre bankanın belirlediği yada sizin talebiniz doğrultusunda bankanın uygun gördüğü bir meblağ oluyor. Bence gayet yararlı ve kullanışlı bir hizmet.


Dolandırıcı Banka

     Şimdi üstte sürekli geçmiş zaman kullandım. Sebebi bugün itibariyle Akbank ile olan müşteri ilişkilerimi bitirme kararımdır. Sebebine gelince daha önce ehemniyet göstermediğim hesap işletim ücreti ile ilgili. Her yıl yılın başında ve ortasında olmak üzere iki kez kesilen bu hesap işletim ücretine itiraz etmeyi planladım. Ve hesabımdan kesilememesi içinde 5 - 6 lira gibi bir miktarı hesabımda bırakıp yeni yılın girmesi bekledim. Bu arada hesap işetim ücretinin miktarı 50 lira dolaylarında.

     Dün akşam 21 sularında spor salonu dönüşü yolum üstünde ki Akbank bankamatiğine baktığımda hesabımda ki miktarın sıfırlandığını hayretler ve sinir krizleri içinde gördüm. Hemen telefonuma sarılıp Akbank cep merkezini aradım. Yaklaşık 40 dakika yazıyla kırk dakika telefonda kaldım. Şarjım bittiği için daha fazla görüşemedim. Ve hiç bir sonuç elde edemedim desem. Üç müşteri temsilcisi ile görüştüm hepsi aynı yere yönlendirdi ve konuyla alakalı birisine bağladıklarını iddia ettiler ama her defasında kredi kartı işlemleri, bankacılık işl... diyerek sesli yanıt sistemine yönlendirilmiş oldum. Buraya kadar olanlar pek çok müşterinin başına gelmiştir diye düşünüyorum. Alış bunlara Türkiye gerçekleri diyenleri duyar gibiyim. Alışmış olmamdan ötürü zaten hesap işletim ücreti kesilmesine tepki vermiyordum. Hayretler içinde kalmama ve sinir krizleri geçirmeme sebep olan zaten bunlar değildi.

Yakılacak yada Kesilecek Kart

     Gelelim can alıcı konuya. Üstte iyi bir özellik olarak anlattığım artı para hesap miktarımda eksilme ve hesabımda da eksi bakiye görmem. Evet yanlış duymadınız Akbank benim hesabımı eksiye düşürdü. İzinsiz artı para limitimde eksilmeye gitti. Bunun özeti dolandırıcılık ve sahtekarlıktır. Akbank benim için artık sadece tabela bankasıdır. Benim tercihlerim doğrultusunda çalışacağım bir banka değildir. Ama çalıştığım kişiler ısrar ederse çalışırım. Zira bir yalan da ben söylemek istemiyorum.

     Sonuç olarak ne kadar kişiye uluşabiliyorum bilmiyorum ama okuyan arkadaşlar bu deneyimleri değerlendirip ona göre karar verirlerse çıkarlarına olur. Benin bugün işten fırsat bulduğum yapacağım ilk iş Akbank ile olan bağlarımı sonlandırmak ve sonrasında bankamatik kartımı kesmek yada yakmak olacak. Ve bu eylemleri kaydedip burada paylaşmak niyetindeyim.





5 Ocak 2013 Cumartesi

Gerçek mi Hayal Olan mı...!




Ufuk

 
              Beklemek boşuna
              Aramak sonuçsuz


                Sevmek karşılıksız
                Dostluk önemsiz


                   Adalet nerede !











4 Ocak 2013 Cuma

ODTÜ - Siyaset



     ODTÜ'de Başbakan'ın ziyateri esnasında gerçekleşmesi istenmeyecek olaylar herkesin malumu. Olayların devamında Başbakan'ın ODTÜ öğretim görevlileri ve öğrencileri için ağır olarak nitelendirilebilecek sözler etmesi ve cevaben çeşitli siyasi liderler, sivil toplum kuruluş yetkilileri, üniversite rektörleri, öğretim görevlileri, öğrenci grup yetkilileri vb kişilerden çeşitli açıklamalar gelmesi ülkemizin gündemini belirleyen konulardan oldu. Tarhan Erdem'in yazısı olaylar hakkında güzel bir değerlendirme.

ODTÜ de Olaylar

     Olaylar tarafsız olduğunu iddia eden kişiler tarafından zaten gereğinden fazla kez irdelendi. Bu yüzden haklı yada haksızı belirlemek yada fikir belirtmek gayesinde değilim. Amacım eleştirmenin yöntemi hakkında olacak.

     Şimdi bu ülkenin Başbakan'ı bir devlet üniversitesine giremeyecek ve olaylara polis müdahale edecek. Bence asıl haber yapılması gereken konu budur. Belki siz mevcut yönetime güvenmiyor olabilirisniz. Haksızlık yapıldığını, yargının çarpıtıldığını yada hukuksuzluk olduğunu iddia edebilirsiniz. Ama bu size başka bir hukuksuzluk yapma hakkı vermezki. Nasıl olurda bu ülkenin seçmeninin yarısının oyunu almış bir kişi o üniversiteye sokulmaz.
Savaş Alanı Gibi Görüntüler

     Konuyu açıklamak için biraz uzaklaşacağız. Şimdi bu ülkenin Kürt sorunu olduğunu kabul etmeyen çok az vatandaşımız kaldı. Yaklaşık 10 milyon dolaylarında Kürt kökenli vatandaşımız yurdun çeşitli köşelerinde yaşamlarını sürdürüyor. Şimdi Diyarbakır da BDP dışında partilerin miting yapması olay olan bir ülkedeyiz. Hatta doğuda miting yapabilme yarışına girilen günleri yaşadığımızı unutmayalım. Yani kalabalık olduğumuz yerde bizim borumuz öter değilde nedir bu olanlar. Neden İzmir de Kürt gruplar barınamıyor yada ücra mahallelerde doğudan göç etmiş olanların bulunduğu yerlerde örgütlenebiliyorlar. Yada neden MHP doğuya gidemiyor. Cevap çok basit aslında. Adalet yok ülkemizde. Adalet isteyen siyasetçide yok biliyor musunuz.

     Olmaz olur mu diyenler için ODTÜ meselesini tekrar incelemelerini öneririm. Seçilmiş bir Başbakan'a ordunun müdahalesi ile olan olaylar arasında ne fark var. Evet güç kullanan polise aynı ölçüde cevap verilememesi var. Ama konu o değil. Eğer demokrasi diye çığlık atıyorsanız öncelikle kendiniz demokratik olmalısınız. yıllardır bu ülke şu anda bu olayları çıkaranlar tarafından yönetiliyordu. Ve aynı şeyleri şu anda yönetenlere yapıyorlardı. Ve adalet isteyen olmadığı için ülkemizde tekrar yönetimi ele geçirseler yine aynı şeyleri yapacaklar. Sadece roller değişecek. Birde bu olayları halk direnişi olarak göstermek isteyen aciz kişiler yok mu onları okumak için harcadığım zamana yazık. Mesela çeşitli üniversite rektörleri ortaklaşa açıklama yaptılar. Tabi Başbakan'ı destekleyen açıklamalardan bahsediyorum. Bu kadar sıradan fikir beyan edilmesi bile olay oldu. Neymiş bu olay nasıl savunulurmuş. Neden insanların belki yalakalık için yapılmış olsa dahi fikirlerine saygı göstermiyorsunuz. Şunu artık insanlar anlamalı her aklına geleni yapmak insanlara yumurta atmak gibi yada her aklına geleni söylemek demokrasi değildir. Demokrasi özgür olmak, medeni olmak ve adaletli olmaktır. Ve adalet keser gibi kendi tarafına yontmak değil.

Demokrasi Başkalarınada Müsade Vermektir
     Konuyu çok dağıtmayayım bir türlü yazamadığım adalet nedir sorusuna toplum olarak yakın cevaplar verir konuma gelmeden bu işler böyle sürer gider. Yani halk direnişi, devlet terörü, seçilmişler komedyası bu film uzar gider. Önce herkes adalet konusunda istekli olacak. Yapılanlara yaptırımla cevap verildiği sürece tarih tekerrürden ibaret kalmaya devam eder.


3 Ocak 2013 Perşembe

Bireysel Emeklilik Sistemi ( BES ) Nedir ?



     Bireysel Emeklilik Sistemi ( BES ) tasarruf oranı %12 olan bir ülkede tasarrufları arttırmak ve Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK ) bünyesinde açık veren sistemin ileride emekli maaşı bile ödeyemez hale gelme ihtimaline karşı alınan bir önlemdir.

Tasarruf Oranları
     Ülkemizde BES uzunca bir süredir var olan bir uygulamadır. Ama gerek tasarruf yapmayı sevmeyen bir toplum olmamız gerek İmar Bankası, Jet Fadıl yada daha eskiye gidersek bankerler döneminden toplumda oluşan ön yargılar sebebiyle gerekli ilgiyi görmeyen bir sistemdir. Emekliliğe hak kazanan katılımcıları dahi olan bir sistemdir BES. Ki bu hakkı kazanmak için 10 yıl aktif olarak pirim ödemesi gerekmektedir. Yani uzunca bir süredir kullanımda olan bir emeklilik sistemidir.

 
Jet Fadılları Gördük Nede Olsa

     Kendi deneyimlerimden bahsederek başlamak istiyorum. 18 aydır içinde bulunduğum BES hakkında tek kelimelik bir cümle kurmam gerekse; "Yararlı" olurdu. BES'i 2013 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak gerekli. 2013 öncesinde SGK sistemine dahil olan BES üyesi kişi ödediği SGK piriminin oluşturduğu vergi dilimi oranınca kazanç elde edebiliyordu. Yani %20 lik dilimde ki kişinin kazancı ile %40 lık dilimde ki kişinin kazancı aynı olmuyordu. Ve en fazla kazanç %25 ile sınırlandırılmıştı. Tabi bu haktan yararlanmak için sadece BES üyesi ve SGK sisteminin parçası olmakta yeterli değildi. Mevcut şartları sağladıktan sonra sigorta pirimi ödenen kuruma BES aidat makbuzunun gönderilmesi gerekiyordu. Yani çok uğraş gerektiren bir sistemdi. Açıkçası bende ilk 8 ay ilgisizlikten ve heves kıran evrak işleri yüzünden ek kazanç elde edemedim. Sonrasında %17 - 18 gibi bir vergi avantajından yararlanmışlığım var.

     Gelelim gelecekte yani 2013'ten itibaren ne olacağına. SGK sistemine dahil olup olunmaması önemli değil artık. Bu kısmıda çok ironiktir. Zira kayıt dışılık ile mücadele ilan edilen bir dönemde kayıt dışı olanlarada avantaj sağlayacak bir uygulamaya gidilmiş olması söz konusudur. Sadece BES üyesi olmak devlet katkısı olan %25 kazançtan yararlanmak için yeterli. Devlet ( baba ) BES kullanucısı adına pirim bedelinin %25'lik miktarını otomatikman üye adına kendi belirleyeceği bir havuzda toplayıp değerlendirecek. Peki bu meblağ kullanıcı tarafından tahsil edilebilecek mi? Evet edilebilecek ama çeşitli şartlara bağlanmış durumda. 3 yılı doldurduktan sonra %15'i, 6 yıl geçtikten sonra %35'i gibi rakamlar söz konusu. Tabi bu süreler aktif pirim yatırma süreleri. Daha detaylı bilgi için birkaç şirketi önerebilirim; AvivaSa, Anadolu Hayat, Allianz, GarantiEmeklilik.

     Mevcut sitelerden olayı detaylıca okuyabilirsiniz. Ama ben aklınızda ki sorulara cevap vermek istiyorum.

1-) Yararlı mı?

El-Cevap: Evet, yararlı.

2-) Nasıl Dahil Olunur?

El-Cevap: Herhangi bir BES şirkete kimlik bilgileriniz ve ödemeyi yapacağınız kanalın bilgilerini vermeniz yeterli.

3-) Getirim Ne Kadar Olacak?

El-Cevap: Getiriler tercih edilen fon dağılımına göre şekillenir. 2013 yılından itibaren %25'lik devlet katkısıda otomatikman birikimlere eklenecek. Yani birikiminiz çok görülecek ama tahsil etmek istediğinizde yukarıda bahsettiğim koşullar doğrultusunda kesintiler olacak. Giriş aidatı ve kesintiler sebebiyle ilk birkaç yıl getiri beklemek pek gerçekçi değil. Ama devamında ememklilik şirketinin becerilerine ve fon büyüklüğüne göre doğru tercih yapılırsa ciddi kazançlar elde edilebilir.


4-) Kaybım Var mı?

El-Cevap: Evet Var. Sisteme dahil olduğunuzda hesap işletim ücreti gibi giriş aidatı ödendiğini söylemem gerekli. Bu meblağ emeklilik şirketine göre değişkenlik gösterir. Karşılaştırılması gereken ilk konu budur. Giriş aidatı isteğe göre aylara dağıtılabilen yada kesinti oranlarının arttırılması ile alınmayadabilen bir kesintidir. Kesinti oranları yatırdığınız meblağ üzerinden %5 ila %10 gibi tutarlarda emeklilik şirketinin tahsil ettiği bir bedeldir. Bu kesintide şirketten şirkete farklılık gösterir.

5-) Hangi Şirket Tercih Edilmeli?

El-Cevap: Yukarıda bahsettiğim gibi şirketin karlarına ve fon büyüklüklerine bakmak akıllıca. Aynı zamanda kesinti oranlarını ve giriş aidatını karşılaştırmak zaruri.

6-) Neden Bireysel Emeklilik Sistemi ?

El-Cevap: Tasarruf ve birikim yapıp geleceği güvence altına almak için

Sistemin Artıları Eksileri

Sistemin Eksileri;

* Kesintiler ve giriş aidatının alınması
* Çıkış yılına göre emeklilik şirketinin kazandırdığı paradan kesinti yapması
* Devlet katkısından yararlanmanın ağır koşulları
* Birikimlerinize herhangi bir garantinin olmaması

Sistemin Artıları;

* Birikim yapmanın en kolay yolu
* Doğru tercihler ve kararlar ile ciddi kazanç elde edebilme imkanı
* Uzun soluklu düşünüldüğünde ciddi devlet katkı oranı
* Mecbur kalındığında kullanılabilecek bir güvence
* Küçükte olsa sağlanan bir güven duygusu

Önemli Konular

* Uzun vadeli bir yatırım olarak düşünülmeli
* Yatırılan meblağ eflasyon oranında yıldan yıla otomatikman artar, isteğe bağlı iptal edilebilir
* Amaç tasarruf etmek olmalı kazanç değil
* Poliçe dikkatlice okunmalı

Burada bahsi geçen konular sadece bilgilendirme amaçlıdır. Herhangi bir tavsiye yada öneri değildir. Konu ile ilgili yetkililerden bilgi alınması en doğrusudur.