17 Mayıs 2012 Perşembe

Başarının Sırrı


   Başarının tek sırrının çalışmak olduğu söylenir. Evet bir raddeye kadar doğrudur. Lakin eğitim seviyesi düşük bir çevrede yaşayan kişinin çalışma seviyesi ile eğitim seviyesi yüksek bir çevrede çalışan kişinin çalışma düzeyi değişir. Bu konuda örnek vermek sakıncalı olsada denemek gerekli; ODTÜ de bir öğrencinin sahip olduğu çevrenin çalışma kapasitesi ile ( kendi üniversitemi kullanayım ) Çukurova Üniversitesi'nde kinin çalışma çevresi farklıdır. Gerçi iletişim ve bilgiye ulaşım konusunda atlamış olduğumuz çağ itibariyle bu fark büyük ölçüde kapanmış durumda. Yinede hazır bilginin olduğu bir ortamda etkileşim altında kalınacak koşulların sağlayacağı avantajlar gözardı edilemez.

    Okuyarak günlerin harcanacağı bir ders konusu bilen bir arkaaştan saatler, izlenmemiş bir filmin kalitesi söz arasında yada gidilmemiş bir yerin özellikleri bir kantin muhabbetinde edinilebilir. Evet izleyerek, okuyarak yada giderekte bu bilgilere ulaşılabilir. Ama zaman harcamayan kişi çoktan farklı konulara eğilim göstermiştir bile.


Geçti Bor'un Pazarı Sür Eşeğini Niğde'ye


Resminde anlattığı gibi gereksiz hamallıklara gerek yok. Ama seçilmemiş ve elde olmayan sebeplerden dolayı edinilen dezavantajları ekarte etmenin tek yoluda çalışmak gibi. O halde Kolay gelsin...

Ve Fenerbahçe Türkiye Kupasını Alır


    Toplumların afyonu olarak değerlendirilmiştir spor ve özellikle futbol. Büyük ölçüde katılırım bu değerlendirmeye. Zira çok farklı fikirleri bir araya toplayabilir takımdaşlık. Gündemi değiştirme araçlarında ilk sıraları doldurur. Bu saptamaya en büyük örnek Eskişehir'de Şampiyonluk Kutlamaları yazımda da değindiğim şampiyonluk maçı sonrası Kadıköy'de cereyan eden olaylardır.

Ve Fenerbahçe Türkiye Kupasını Alır


    Eskişehir'de nasıl ki Galatasaray şampiyonluğunu kutlayamadıysa Fenerbahçe de nihayet aldığı kupanın kutlamalarını yapamadı. Neyse ki yıllardır alay konusu olan Türkiye Kupası özlemini gidermiş oldu. Varsın Eskişehirde ki taraftarları gönüllerince kutlama yapamasınlar.

    Takımdaşlığın ne kadar güçlü bir bağa sahip olduğunu çoğu kişi bilir. Ve geçen sezon sonunda gündeme gelen şike olayları yüzünden Fenerbahçe taraftarının içinde bulunduğu takımdaşlık ruhu çok farklı bir noktada. Maruz göstermez ama Kadıköy de cereyan eden olayların temelinde de bu duygunun etken olduğunu unutmamak lazım.

    Ve en önemlisi bir türlü kabul edilebilir düzeye getiremediğimiz futbol kültürü, becerisi ve adaletini sağlalamız dileğiyle...

15 Mayıs 2012 Salı

Eskişehir de Şampiyonluk Kutlamaları


   Dört ayı aşkın bir süredir Eskişehir de yaşamaktayım. Bu sürede Eskişehir hakkın da yüzeysel gözlemlerimi ara ara da yazdım. Lakin dinlediğim şehir efsanelerinin haddi hesabı yoktu. Yoktu diyorum zira cumartesi akşamı büyük bir kısmının şahidi oldum. Herkesin bildiği gibi 12.05.2012 cumartesi akşamı sezonun şampiyonunu belirleyecek büyük derbi vardı. Müsabakanın sonucunu yada Galatasaray'ın şampiyonluğu hakkında yazacak değilim. Konu Eskişehir de şampiyonluk kutlamaları.

Eskişehir / Kanatlı AVM Önü
    Eskişehir Türkiye de şehir takımının üç büyük takımdan daha fazla taraftarı olan tek şehir. Bu ne demek; Eskişehir de Eskişehirsporu destekleyenlerin sayısı Fenerbahçe, Galatasaray yada Beşiktaşı destekleyenlerden daha fazla. Bu durumda doğal olarak nasıl Kadıköy de Galatasaray şampiyonluk kutlaması yapamıyorsa diğer takım taraftarlarıda Eskişehir de başarılarını kutlayamıyorlar.

   Bu durumu Eskişehir'in toplumsal yapısına bağlamak gerekmekte. Zira şehir halkı kendine özgü, birleştirici, şehir olma bilinci edindirici çıkış noktası olarak futbol takımlarını seçmişler. Nasıl ki diğer şehirler mutfak kültürü, doğal güzelikler, din - inanç gibi çıkış noktaları edinmişlerse Eskişehir de futbol takımını seçmiş.

    Eskişehir'i sevdiğim pek söylenemez. Bu yüzden yanlış bir değerlendirme yapmak istemiyorum ama şehrin ön plana çıkarabilecegi başka bir değeride yok. Anadolu Üniversitesi, genç nüfus, gece hayatı, kurtuluş savaşı dönüm noktası olmak değerlendirilebilecek diğer özgünlükleri. Fakat bu özellikler diğer şehirlerle paylaşılmaya mahkum. Ama şehir takımı taraftarlığı değil. Ve doğru bir tercih yaptıklarınıda söylemek gerek.

    Sonuç olarak siz siz olanu Eskişehir'e yolunuz düşerse forma giymemeye dikkat edin. Başınıza ne geleceği belli olmaz...

13 Mayıs 2012 Pazar

Anneler Günü



   Anneler gününü çok farlı değerlendirmelerle ele almak mümkün. Her özel güne yapılan olumsuzluklar gibi; para tuzağı, dikkat dağıtmak amacı, birilerinin sivri zeka ürünleri yada annelerede bir gün ayarlayalım sebeplerini üretmek mümkün. Ne için böyle bir gün belirlendiğinin tarihçesine gelirsek ( vikipedia ):

Anna Jarvis'in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla başka ülkelere de yayıldı.
Annelere armağan edilen bu özel gün Türkiye'de 1955 yılından bu yana kutlanmaktadır. Türkiye'de Mayıs ayının 2. Pazar günü Anneler Günü olarak kutlanır. Bu evrensel günde, Dünya'da milyonlarca anne, çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.
'dir.

Annem: Dünyanın En Güzel Varlığıısı
   Ne için, neden, nasıl gibi soruları bir kenara bırakıp, annenin bir birey olmada ki etkinliğinden bahsetmek istiyorum. Bir çocuğun kişiliği oluşurken pekçok etken rol oynar. Hayata geldiği yıl ve dönem, içinde bulunduğu toplumun kültür, dini, genel krakteristik özellikleri, ekonomik koşulları, toplumsal çatışmalar, ailesinin eğitim seviyesi ve bir arada olup olmadıkları sayılabilecek sadece akla gelen ilk birkaç örnek. Ama bir birey kişiliğinin oluşumunda tüm bu etkenlerden temasta olduğu çevre doğrultusunda etkilenir. Yani sefalet içinde ki bir topluma dahil olmasına rağmen zengin bir ailenin çocuğu olması kişinin etkileşimini değiştirir. Arap ülkelerinde ki zengin aile evlatları gibi.


En Sevdiğim "Bana Bakışın"
   Yani esas mesele temas olayı. Nasıl ki bu yazıyı sadece ulaştırabildiklerim okuyor ve biliyorsa kişide çevresinde olup bitenlerde etkilenir. Ve etkilenilecek alanın başlangıç noktası anne vucududur. Hani klasik müzik felan dinletilir ya çocuklara onun gibi. Aile içi şiddet herkesin bildiği gibi anne karnında ki çocuğuda etkiler. Yani annenin etkilendiğinden yediğinden içtiğinden çocukta aynı derecede etkilenmiş olur ve hayat konusunda ki temel bu süreçte atılmış olur.

   Doğumdan sonrada kişiyi etki alanı konusunda yönlendirecek varlık annesidir. Annesinin kendisine çizdiği çerçevede yaşar. Ta ki okul hayatı başlayıncaya kadar. Toplumdan, çevresinden ve diğer insanlardan soyutlanmış çocukların okul hayatına başlarken çektikleri sorunların temelinde yatan konuda budur. Çocuk hayata annesi üzrinden bağ kurmuştur. O olmadan hayat temas edemeyeceği bilinmez bir alandır. Ve bu yüzden okula başlayan çocuklara anneleri ilk birkaç gün eşlik ederler. Bazılarında bu süre uzayabilir. Demem o ki anne bir insanın kişiliğinin oluşmasında ilk günden son güne kadar en etkin varlıktır. Hayat eşinin seçiminde, askerlik hayatına, meslek ve iş yeri seçiminden yaşamı sürdürülecek şehre kadar anne kişinin hayatının büyük bir parçasıdır.

Huzur Senin Diğer Adın
   Konuyu dağıtmadan bitirmek istiyorum. Zira bu durumun etkileri tartışılır. Ama genel olarak aile ve özellikle anneden azade büyüyen bir çocuk hayat konusunda daha gerçekçi olur. Konuyla alakalı Can Dündar'ın Ana ile Oğul yazısını öneririm.  Bu konuyu uzatmadan tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Ve hayatlarımızı şekillendiren varlıklara borcumuzu bir nebze olsun ödememiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum.


   PS:   Bu yazıya uzun bir zaman ayırmak isterdim. ama bugün yazmak istemem ve çalışıyor olmamadan dolayı yeterli özeni gösteremedim. Özür dilerim anne...

10 Mayıs 2012 Perşembe

Görev - İnanç İkilemi


Hayatın başından beri değişmeyen insan ihtiyaçlarından belkide ilk sırada yer alan konu inançtır. Son büyük din olan İslam dini her topluma - topluluğa Yaratan ulaşmıştır der. Ve her toplum inançları olan bireylerden oluşur. Zira dinsiz olduğunu iddaa eden insanlar bile bir şekilde bir düzene inanırlar. Ve bu inançları dini içerikli olmasada kapsam olark inanmaktır. Demem o ki insan yapısı gereği yada dünayda var olan yaşam yapısı gereği bir şeylere inanır. Bu inançlar; güneş, şeytan, madde, inek, tanrı, allah, buda ...vb şekillere bürünmüş olabilir.

İnanmak
Üzerinde durmak istediğim konu inanç konusu, inanç çeşitliliği yada bu çeşitliliğin sebepleri değil. Bu yüzden Sivas ilimizde bir caminin imam odasında çıkan yangına müdahale etmek için orada yer alan itfaiye görevlilerinin haber konusu olmuş uygulamalarına gelmek istiyorum. İtfaiye personeli büyük olasılıkla inançları gereği camiye ayakkabıları ile girememişler ve ayakkabılarını çıkarmışlar. Çelişkiye bakın ki yangından korunmaları konusunda onlara yardım edecek ayakkabılarını inançları doğrultusunda giyinip giremeyecekleri için çıkarıyorlar. Temiz tutulması gereken cami ortamına krili ayakkabıları ile girmeyip yangından etkilenmeyi göze alıyorlar. Tabi yangın ciddi olmayıp ayyakabı çıkarılmasının riski ciddi olmayabilir. Ama bu yinede içine düştükleri çelişkiyi ortadan kaldırmaz.

Sorulması gereken soru; aynı durumda kalırsan vereceğimiz tepki ne olur? Bu soru aslında hayatımızın temel sorularından birisi. Sadece nesneleri değiştirip bu soruyu çoğaltmak mümkün. İş yerinde arkadaşlar ve görev, askerde insan hayatı ve görev, aile içi huzur ve düzen, okulda dersler ve eğlence aklıma gelen ilk başlıklar. Yani içine düşürüldüğümüz bu çelişkilerden çıkmak için izlediğimiz yol ne olacak. Ve hangi yolu izlersek doğru yolu seçmiş olacağız. Belkide doğru demekte dooğru değil. Daha az zarar göreceğimiz yolu seçmekten bahsetmek gerekli gibi.

Ben aklın gösterdiği yolu izlemeyi tercih ederim. Zira bu çelişkiye sebep olan asıl temel etkenler aklın mı kalbin mi tarif ettiği yoldan ilerlemenin doğruluğudur. Doğrunun yada daha doğrunun aklın peşi sıra gitmek olduğu. Kişilik özelliklerinin, şartlerın, ve gelecek planlarına göre istisnai durumlar olması gerektiğide ortada. Bu sınırıda herkes kendi hayat koşullarına göre belirlemeli.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Milli Gelir

   Ülkemizin ekonomik olarak gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşması için çeşitli çalışmalar var. Yıllardır arada ki makası kapatma çalışmaları sürmekte. Ve bu farkı kapatma iddası sürekli seçim vaatleri olmuştur. Yapılan incelemeler bu konuda pekte başarılı olamadığımızı göstermekte.

   Lakin güzel haberlerim var içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın neticesinde yirmi yılı aşkın bir süre gelişmiş ülkelerin büyüme sıkıntıları yaşayacağı tahmin edilmekte. Buda demek oluyor ki en azından mevcut hızımızla büyürsek arada ki farkı kapatabiliriz.