5 Eylül 2011 Pazartesi

Kuşak


Ben bilginin güç olduğunu düşünenelerin kuşağındanım. X veya Y diye ayırmak değil amacım insanları. Teknoloji çağının gerektirdiklerini yerine getirmekte değil anlatmak istediğim. Bilgiye tapanlardan olduğumu söylemek istiyorum. Bu inançsızlık demekde değil üstelik. Bilakis, inancımı sağlamlaştıran bir olgu. Ki “Oku” değilmidir ilk suresi Kitap’ımızın.

Ben ilkel çağlarda da olsa önce mevcut bilgiyi sindirmeye çalışıp sonra üstüne birşeyler koymak isteyecek birisiyim. Ben ölümsüz olmak isteyenlerdenim zira. Hem yaşarken hemde bedenimden ayrıldıktan sonra. Ben yaşarkende sonrada bilinmek isteyenlerdenim. Bu durumun ego yada bencillikle alakasıda yok üstelik. Çünkü ben bilginin ölümsüzlüğünden yanayım. Saf bilgiye ulaşmak ve saf bilgiye dönüşmek gayretindeyim.

İşte o zaman hayatta istediklerimden birisi başarmış sayacağım kendimi. Ve bunu başaracağıma inanmak istiyorum. Ama bu farkındalık hissi bazen o kadar çok acı veriyor ki, gözlerime yaşlar doluyor ve ne yaptığımı soruyorum kendime. Amaçsızca yaşayan yada modern kölelere dönüşen sıradan insanlardan ol(a)madığım için üzülüyorum. Oksijenin değmiş olması beynime tekrar oksijensiz kalmaktan korkutuyor beni. Ve sürekli oksijen pompalakta yoruyor.

Burada püf nokta yaşamda sürekli yol ayrımlarının çıkması karşımıza. Nasılki ben bu yazıyı yazmayı seçip film izlemekten yada kitap okumaktan vazgeçmişsem, sizinde okumak için bu yazıyı diğerlerinden vazgeçmiş olduğunuz ortada. Ve aynı çelişkiyi, beyin ölümü gerçekleşmiş birisinin fişinin çekme kararının sorumluluğu birilerinin omzunda büyük bir yükolduğu gibi, bende kendimi oksijensiz bırakıp bırakmama ayrımında yaşıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder