30 Eylül 2011 Cuma

Hedef 2023

Türkiye Cumhuriyeti devletinin son yıllarda yaptığı atılımlar tüm dünyanın ilgi oldağı olmakta. Bunda ekonomik krizler, bölgesel olaylar yada iç dinamikler etkili olmuş olabilir. Ama ciddi bir devinim olduğu aşikar.
Son zamanlarda birde 2023, yani cumhuriyetimizin 100. yılı, hedefleri sık sık gündeme gelmekte. EkonomiTürk sitesinde direk 2023 hedefleri değilde genel olarak ülkemizde yapılması gereken mikro ve makro reformlar dile getirilmekte, tavsiye ederim; okuyun. Birde Radikalden Güven SAK bugünki yazısında ülkemizin ihraç ürünlerinde ki katma değer oranlarına değinmiş. Neden zenginleşemediğimizi ve 2023 hedeflerinden uzak kaldığımız taktirde sebeplerinin neler olacağını özetleyen bir yazı.
Genel bir bakış yapınca ükemize sanki herşeyin sebepleri ve çözümleri biliniyor. Yani Kürt vatandaşlarımızın sorunlarının nasıl çözülebileceği konusunda pekte uç sesler yok gibi. Ekonomi deseniz aynı. Dışileri deseniz benzer fikirler. Peki neden her konuda çözümden bu kadar uzağız? Herkes tarafından bu sorunun bile büyük sapmalar göstermeyen cevapları verilecektir diğ mi_! Ne güzel bir ülke...

17 Eylül 2011 Cumartesi

Teknoloji


Prison Break dizisini izlediğimde dikkatimi çeken: teknolojinin ilk meyvalarının dünya üstündeki küçücük bir azınlık tarafından kullanıldığı ve belli bir süre sonra daha geniş bir alt gruba oradanda daha alta daha alta diye gittiği ve gitmesi gerektiği fikriydi. Benzer bir durum Resident Evil filminde de geçerliydi. Şu an aklıma başka örnekler gelmiyor. Ama eminim bu konu başka film yada dizilerde de irdelenmiştir.

Zira iPhone 5 hakkında tanıtım ve bilgilendirme amaçlı yapılan film bunun ciddi bir kanıtı. Yani benim gibi zincirin son halkasına yakın bir yerlerde bulunan insan gruplarının teknolojiyi önce filmlerden sonrada başkalarının sahip olduklarından izlemesi çok normal.



13 Eylül 2011 Salı

İfade Özgürlüğü

Ben herhangi bir siyasi partiyi, sivil toplum örgütünü yada kişiyi destekleyen propagandasını yapan birisi değilim. Bu benim hayat tarzımada aykırı. Hak ettiği desteği ve övgüyü veriyorum bunuda belirteyim. Mesela benim bugün yazmamda temelleri atan EkonomiTürk sitesi. Yani iyi yada kötü eleştiririm herşeyi. Ama bunu yaparken insanların anlayabileceği, yasaların el verdiği ve belgesiz evraksız bir şekilde suçlayarak yapmam. Öveceksemde yereceksemde bir dayanağa ihtiyacım vardır.

Yani insan her düşündüğünü söyleyemez. İfade özgürlüğü aklından geçeni dilinin seslendirmesi değildir. Biz ifade özgürlüğünü ağzına geleni söylemek olarak anlamışız. Neden biz diyorum: Radikal gazetesinin uzun bir süre bir numarası olmuş, şimdide Hürriyette yazan İsmet Berkan ın bugün ki yazısını görünce böyle demek istedim. Sözde akil insanlar. Lafı uzatmayayım: İnternet andıcı ve Oda tv davaları arasında ki farklardan bahsetmiş yazar. 17. maddeyi okumanız yeterli olacaktır. Tamamını okusanız bir gazeteci kendi imkanlarını kullanarak istediğini dile getirebilir ama devletin gücü ve parasını kullanarak yapamaz. Yani bir vatandaş çıkıp bu ülkeyi böleceğim diyorsa bu özgürlük. Ama Selehattin Demirtaş çıkıp söylerse suç. Ya ben sana ne diyeyim.

Neyse konu yine Kürt vatandaşlarımızın yaptıklarına yada yaptırıldıklarına geldi. Çok basit anlatacağım. Ben Kürt vatandaşların hak ve özgürlüklerinin yasalarla çerçevelendirilmesini, belirlenmesini istiyorum. Ama en önemlisi bu noktadan sonra bu yasalara uymayanlar hakkında yok öyle çocuktu, bilmiyordu, geçiş süreciydi lafları istemiyorum. Hele o saatten sonra ülkenin bir kısmını zaten mahvettikleri yetmiyormuş gibi birde batısı etkileri altına almalarına izin verilmemesini istiyorum.

Sakın yazdıklarım yanlış anlaşılmasın. Benim onlarca Kürt arkadaşım var. Bu düşüncelerimi onlarada aktarıyorum. Bu vatandaşlarımıza yapılan zulümleride kabul ediyorum. Karşılıklı hataların varlığı yatsınamaz. Ben bir Türk vatandaşı olarak eğer bu olaylar bitecekse yasalarda Kürt kelimesinin yer alması hiç önemli değil. Neyse konuyu dağıttım.

Şimdi vaktim yok ama mutlaka belgeleri ile dünyanın geri kalanında ifade özgürlüğü nasıl aktaracağım.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bedelli Askerlik


Kara Pazartesi

Borsada cuma yada pazartesi günleri ekonominin yada siyasetin uçuruma doğru atladığı dönemlerde kara sıfatları kullanılır. Ki bu günlerde borsalar %10 kadar değer kaybedebilir. Kötü bir haber için kara haberde denilmektedir. Ve umutsuz aşklar kara sevda olarak adlandırılmaktadır. Yani kara kelimesini pek çok umutsuzluk ve sorun için kullanıyoruz.

Ve artık sigara paketleride " Kara Paket " olacakmış. Dünyada sadece Avusturya da uygulanan çalışma ülkemizde de gündeme gelmiş. Sigara içmeyen birisi olarak sigara içenlere yapılanlar az bile diyebilirim. Ama hep hak, özgürlük ve adalet diyen kişilerin bu konuda neden hiç seslerini çıkarmadıklarınıda merak etmiyor değilim. Sigara içmekte bir hak değil mi en nihayetinde_?

5 Eylül 2011 Pazartesi

Nasıl Bir Yaşam


Televizyon izlemeyen birisi olmama rağmen tatil süresince en büyük lüksüm olmasada televizyonun ciddi bir teknoloji ibaresi olması ve bu yüzden sık sık kullanmam neticesinde ince bir noktayı görmemi sağladı.

Televizyon izlemediğinizi varsayıyorum ve bu yüzden herhangi iki kanalada neredeyse aynı saatlerde ki genelde böyle oluyor başlayan dizi değilde film olduğunu varsayıyorum. Ve elbette sizin bir şekilde bu iki filmi daha önce izleyemediğinizi ama bunu çok istediğinizide eklemek istiyorum. Tabi en önemlisi bu filmleri bir daha izleyemeyecek olmanızda en kötüsü. Varsayımlar üstünden gittiğimiz için bu ilginçliği kabul etmenizi rica ediyorum.

Şimdi; elimizde aynı anda gösterilen iki tane film var, her iki filmide izlemek için can atıyorsunuz ve bir daha izlemeniz mumkün değil. Yani birisini seçmek zorunda kalıyorsunuz. Gerçi ikisinide izlememek gibi bir seçenek daha var ama o muhtemel seçenekler içinde yer almadığı için saymıyorum. Peki bu durumda ne yaparsınız? Yani diğerini izleyemeyecek olduğunuz bir durumda. Cevap çok açık diğ mi_! Birisini seçer ve izlersiniz. Bende aynısını yaparım. Ama aklım diğerinde de kalır. Ve doğru tercihimi yaptım mı diye düşünmekten de kendimi alamam.

Hayatta böyledir. Ancak birkaç alanda eğitim alabilirsiniz. Yada aynı anda sadece bir yerde olabilir. Canlı olarak tek bir maçı izleyebilir, sadece bir toplantıda olabilirsiniz. Ve elbette tek filmi izleyebilirsiniz. Bu yüzden hayatta yapılan tercihlerin birisini seçmenin yanında diğerlerinden de vazgeçmek olduğunu unutmamak gerekli. Ve elbette bunun bir zorunluluk olduğunu ve kaçan büyük balıkların peşinden koşmak yerine eldeki bulgurla yetinmeyi bilmenin gerekliliğini görmek gerekli.

Kuşak


Ben bilginin güç olduğunu düşünenelerin kuşağındanım. X veya Y diye ayırmak değil amacım insanları. Teknoloji çağının gerektirdiklerini yerine getirmekte değil anlatmak istediğim. Bilgiye tapanlardan olduğumu söylemek istiyorum. Bu inançsızlık demekde değil üstelik. Bilakis, inancımı sağlamlaştıran bir olgu. Ki “Oku” değilmidir ilk suresi Kitap’ımızın.

Ben ilkel çağlarda da olsa önce mevcut bilgiyi sindirmeye çalışıp sonra üstüne birşeyler koymak isteyecek birisiyim. Ben ölümsüz olmak isteyenlerdenim zira. Hem yaşarken hemde bedenimden ayrıldıktan sonra. Ben yaşarkende sonrada bilinmek isteyenlerdenim. Bu durumun ego yada bencillikle alakasıda yok üstelik. Çünkü ben bilginin ölümsüzlüğünden yanayım. Saf bilgiye ulaşmak ve saf bilgiye dönüşmek gayretindeyim.

İşte o zaman hayatta istediklerimden birisi başarmış sayacağım kendimi. Ve bunu başaracağıma inanmak istiyorum. Ama bu farkındalık hissi bazen o kadar çok acı veriyor ki, gözlerime yaşlar doluyor ve ne yaptığımı soruyorum kendime. Amaçsızca yaşayan yada modern kölelere dönüşen sıradan insanlardan ol(a)madığım için üzülüyorum. Oksijenin değmiş olması beynime tekrar oksijensiz kalmaktan korkutuyor beni. Ve sürekli oksijen pompalakta yoruyor.

Burada püf nokta yaşamda sürekli yol ayrımlarının çıkması karşımıza. Nasılki ben bu yazıyı yazmayı seçip film izlemekten yada kitap okumaktan vazgeçmişsem, sizinde okumak için bu yazıyı diğerlerinden vazgeçmiş olduğunuz ortada. Ve aynı çelişkiyi, beyin ölümü gerçekleşmiş birisinin fişinin çekme kararının sorumluluğu birilerinin omzunda büyük bir yükolduğu gibi, bende kendimi oksijensiz bırakıp bırakmama ayrımında yaşıyorum.