20 Mayıs 2011 Cuma

Yürüyün. Ama Nereye_?

Ağustos ayından itibaren internet kullanıcılarını katagorize etmeyi hedefleyen çalışmaların önüne geçilmek, geri adım atılmasını sağlamak adına geçtiğimiz pazar yurt genelinde çeşitli etkinlikler yapıldı. Ve en kapsamlısıda Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi'ni içeren yürüyüştü. Ama bu etkinliğe tüm Türkiye'yi kapsayan diğer eylemler gibi görsel ve yazılı basın neredeyse ilgisiz kaldı.

Onlarada hak vermek lazım. Çünkü yapılan etkinlikler kısıtlamalara karşı yapıldı. Yani basınada bir baskı yapıldığının ve yürüyüşlerin sebepsiz yere yapılmadığının kanıtıdır bu durum. Hep denir ya dış mihrakların kışkırtması ve yönlendirmesi ile yapılmak istenen olumlu çalışmaların önüne set çekilmeye çalışılıyor diye. Bu yaklaşımın ne kadar kolaycılık olduğunun mükemmel bir kanıtıdır yaşanan olaylar.

Bu durumu çok güzel bir dille anlatan yazıyı şiddetle tavsiye ediyorum. Yazı şiddet içeriyor. Başlığa +13 yazmam gerekli mi acaba _??

Çelişki

Sansüre hayır yürüyüşü yapıldı herkesin malumu. Sansüre hayır evet " Sansür". Ve çelişkiye bakın ki Cumhuriyet gibi bir gazete bu olayı haber yaparken kullandığı resimde sansüre başvuruyor. Perhiz ve lahana turşusunu içeren söz akla geliyor diğ mi_?

Takip ettiğim sitelerden biridide GençSiviller. Yapılan sansürü aktardıkları yazırı da okumanızı tavsiye ederim. Güzel ülkemin güzel gelişmeleri.

15 Mayıs 2011 Pazar

Polis Şiddeti

Ülkemiz bir kaç yıl önceki zamanlarına dönebilsek herkesin kabul edeceği durumlardan birisi kolluk güçlerinin ordunun ( Genelliklede jandarma güçlerinin ) elinde bulundurduğu olurdu. Bu ordunun etkinliği bitti demek değil, halen ordu kontrol mekanizması olarak çok güçlü bir konumda. Lakin eski etki çapından uzak olduğuda yatsınamaz bir durum.

Peki ülkemiz ordunun boşalttığı bir kolluk güç boşluğu içinde mi_? Elbette hayır. Zaten bu bir süreç olarak değerlendirilebilir. Zira önce polis güçleri kuvvetlendirilip ordunun pasifitesi sonraya bırakıldı. Zamanla ordunun boşalttığı ( zorla boşalttırılan ) alanlara polis etkinliği yerleştirildi. Bu duruma en güzel örnek örtülü ödenekten 2.1 milyon liranın polis güçlerinin olaylara müdahale ederken olmazsa olmazsı konumuna gelen göz yaşartıcı gaz alımı için kullanılmış olması. Polis güçlerinin neredeyse alışkanlık haline getirmiş oldukları gaz kullanımlarının düşünecek olursak şaşırmamak gerek.

Yazdıklarımdan ordunun bir haksızlığa uğratıldığı anlaşılmasın. Bilakis bu sürecin yıllar önce gerçekleşmesi gerekliydi. Ama süreç iyi işlemedi, yürütülemedi. Zira polis kuvvetleri ellerindeki gücü ve yetkiyi çoğu zaman kontrolsüz bir şekilde kullandılar. Ve genel olarak yapılan yanlışların, uğranan haksızlıkların ve mağdurların savunucusu olmak yerine polisleri kayırmaya yönelik davranışlar sergilendi. Doğal olarak zaten polis kuvvetlerine zayıf olan güven hepten tükenmiş olmasada iyice zayıfladı. Şu günlerde insanların adalete olan güvensizliklerinin altında yatan asıl unsur bu durumdur. Zira insanların akıllarında bir güven boşluğu hakim ve bu boşluğu doldurabilecek herhangi bir alternetif gözükmemekte. Ve bu güvensizlik her türlü kamu kuruluşuna karşı sergilenmekte. İnsanların güvenliğini sağlayamazsanız karşınıza çıkacak durumda budur zaten.

8 Mayıs 2011 Pazar

Ne Tarih Nede Zaman...

Yeni taşındığım evimde henüz internet yokken karaladığım bir yazımı toparladım. Afiyetle tüketin.


Ne yazacağımı bilmeden yazmaya başlayan ben, sadece bu anı bir kez daha yaşayamayacağımı bildiğim için yazıyorum.

Ağlamayalı uzun zaman olmuştu. Üstelik bugün arkadaşlarımdan birisi telefonda kendine güvenin artmış, değişmişsin demişti. Ne kadar doğru pek fikrim yok. Ama güvendiğim kendime çok net. Gerçi hayallerimi ertelemememi engellemiyor bu güven. Cesaret edemiyorum harekete geçmeye.

Başlamadan önce yazmaya nereye oturacağımı, hangi defteri alacağımı ve hangi kalami seçeceğimi bile düşünmüştüm.

Hayatlarına bir anlam katmak için insan canını alanları anlatan bir romanın beni ağlatabilmesi kendimemi ağladığım düşüncesini sorgulamama neden oldu. Ağlayacak bir halde miyim acaba_?

Yazarken kolum ağrımakta ve rahat edemiyorum oturduğum yerde. Ayağımı nereye uzatacağım, ışığı hangi açıdan alacağım sorun olmakta.

Neden bitirmek istedim bu kitabı. Sanki nasıl biteceğini, bana neler hissettireceğini biliyor gibiydim. Son zamanlarda sık sık olduğu gibi yine sorguluyorum hayatımı, kararkarımı ve yalnızlığımı.

İlk defa belkide bir yazı yada kitap okuduktan sonra yazıyorum. Ve ilk defa bir kitabı bitirdikten sonra yeni bir kitabın önsözünü yada daha ileriye gidip ilk sayfalarını okumuyorum. Galiba ilk defa bir bitişin güzelliğinide fark etmeye ve yaşamaya zamanım oluyor.

( Tarih yada saat belirtmemiş olmam ruh halimin karamsarlığını biraz daha vurgulamakta. )

Ama Yapamıyorum

Eski yazılarımdan birisini daha paylaşmak istiyorum bugün.

00:58 // 11 Ağustos 08
Ellerine uzanmak geliyor içimden.
Ellerini ellerimin arasına alıp gözlerinin içine bakmak.
Gözlerinin içine bakıp sana daha da yaklaşmak.
Yaklaştıkça azalan tonuyla seni ne kadar sevdiğimi fısıldamak.
Ama yapamıyorum.