27 Şubat 2011 Pazar

Ortadoğu ve Oyalanmalar

Çetin Altan sık sık dile getirir ülkemizin gündeminin nasılda sıradan konular ile meşgul edildiğini. Ve pek çok yazarda Türkiye ve Türkiye gündeminden uzak kalmalarının ardından döndüklerinde ne kadarda hızlı bir yaşam sürdüğümüzü olayları ve haberleri nasıl öğüttüğümüzü dile getirirler. Katılmamak elde değil. Kıbrısta olanlar, Amerikan elçisinin sözleri, Amerikan senatosunda ki Ermeni diasporası ile ilgili gelişmeler, ortadoğu, içerideki onlarca polemik ...vb nice konu.

Son günlerde ilk sırayı almakta olan ortadoğu malum. Neler olduğu olacağı belli olsada nasıl ve neye malolacağı muamma. Libya liderinin gerekirse ülkeyi yakarım tarzı söylemi, Mısır ve Tunus dışında ki ülkelerde ki halk ayaklanmalarının henüz sonuca yakın görünmemesi ciddi kaygıları beraberinde getirmekte. Zira iç savaşların gerçekleşmesi muhtemel. Halkların iktidardakileri alaşağı edecekleri kesin ama süreç belli değil. En iyisinin gerçekleşmesi umuduyla.

Ülkemizde bu süreçte ciddi sınavlar vermekte. Ortadoğuda artan popiliretemiz sayesinde ülke yöneticileriyle olan bağlar güçlenmişti. Bu sebepten olsa gerek dış işleri bakanımız, başbakanımız yada cumhurbaşkanımız açıklama yaparken çok dikkatli davranmaktalar. Libaya konusunda ise çok daha ciddi bir durum söz konusu. Zira 15 bin civarının ülkeye döndüğü bilgisi gelmiş olsada halen 10 bin dolaylarında vatandaşımız bu ülkede bulunmakta. Vatandaşlarımızın yurda dönmeleri için yapılan girişimler tüm dünyadan taktir görmekte. Gurur verici bir durum. Ama daha fazla can kaybı olmadan tüm vatandaşlarımızın dönmeleri / dönebilmeleri çok önemli. Ülkemiz ve yöneticilerimiz içli dışlı oldukları diktatörler ile halklar arasında ki seçim ve vatandaşlarmızın zarar görmemesi konusunda ciddi sınavdan geçmekleter. Kanatimce iyi bir politika yürütülmekte. sonu daha iyi olur inşallah.

Seri bir şekilde değişen gündeme naçizane bir katkıda ben yapmak istiyorum. Eski yazıları karıştırırken bir röportaja yaptığım yorumu paylaşmak istiyorum;

Sitenizde ki yazıları düzenli olarak izlemeye başladım. 2010 yılı içerisinde ki yazılarınızı nerede ise tamamını takip ettim. geriye dönük olarakta fırsat buldukça incelemekteyim. Lakin bu ropörtajı uzun ve önemli olduğunu düşündüğüm için boş bir zamanıma bırakmıştım. Az önce böylesi boş bir zamanı değerlendirmek için okumaya başlamıtım ki ilk sorunza verilen cevapta soykırım yapıldığı yazmakta. Şimdi yazının devamını okuyacağım ama orada söylenenlerin doğruluğuna nasıl inanayım diye düşünüyorum. Günümüzde bile dünya çapında 7 milyonu bulamayan ermeni nufusu varken siz o dönemde sadece Osmanlı topraklarında 2 milyon diyorsunuz Ermeni var. Osmanlı topraklarında toplam nufus 15 milyon iken günümüzde bu rakamların geldiği nokta belli. Ama nedense Ermeni nufusu artmamış. Buda düşündürücü bir durum. Şimdi burada sorun aslında Ermeni nüfüsü felan değil. Bu konuyu saptırmak yada dar bir açıdan bakmak olur. Yani 100 bin kişide katledilmişse, bu bir soykırım sayılır. Ama önemli olan karşımda ki kişiyle olan iletişimim. Bana söylediği ilk cümle yalan teşkil ediyorsa beyhude anlatıyor demektir. Yukarıda verdiğim rakamları doğrulayabilirim eğer isterseniz bu arada. Şimdi ben burada savunuculuk yapmakta istemiyorum. Sadece doğruların gün yüzüne çıkmasını istiyorum. Olanları kendi edindiğim bilgiler doğrultusunda özetlersem; 1. Dünya savaşı yılları mevcut zor şartlar ve alınan başarısızlıklar sonucunda, bu duruma az veya çok sebebiyer veren Ermeni ayaklanmaları nedeniyle yasalar çerçevesinde Osmanlı topraklarında yaşayanların bir yerden başka bir yere göç tehcir ettirilmesi. Şimdi öncelikle bu noktaya gelmeli Ermeni arkadaşlarımız. Yada bizim bildiğimiz yanlış yada saptırdığımız doğrular varsa bu belgelerle gelsinler karşımıza. Bizde öğrenelim doğrusunu. Bu noktadan sonra tartışmamız gereken yer, tehcir esnasında yapılması gereken ve yapılmayanlar, seçilen yöntem, uygulanan baskı vb konuları tartışalım. Bunlarda ki yanlışları irdeleyelim. Ama olmayan birşeye var denmesine de artık göz yummayalım yada sırt çevirmeyelim. Bir araya gelelim bu sorunu çözelim. Bir parantez açmak istiyorum, evet ifade özgürlüğü olmalı, burada bunları yayınlamnız çok güzel ama verilen bu cevaba karşılık konuyu daha açık bir şekilde ifade etmesini sağlayabilirdiniz, soru sıralamanıza sadık kalmak yerine. Sizden daha bilinçli bir davranış beklerdim. İyi çalışmalar

25 Şubat 2011 Cuma

Gerçekler

Son günlerde çok kişiselleştirdim yazılarımı galiba. Yazar arkadaşlarda katkıda bulunmayınca kişisel haberleri verdiğim bir yere döndü blog.


Ama ben bütün takip sitelerimi ve yazarlarımı aksatmıyorum. Sadece yazmak ve paylaşmak isteğim ve zamanım yok. Bu duruma bir son vermek istiyorum.

Ve para kazanmanın hem çok kolay hemde çok zor olduğu günümüzde bilgi ile kısa sürede ciddi kazançlar elde etmek aynı zamanda yeni deneyimler kazanmak isteyen arkadaşlar için ekonomitürk sitesinin yazar arayışını duyurmak istiyorum. Gerçekten hoş bir meslek. İlgilenenlerin olması dileyiğle.

Güncel

Canım fena halde sıkılmakta. İş yada para değil canımı sıkan durum. Sağlıkta sayılmaz ama bir parça etkili olduğunuda itiraf etmeliyim. Canımı sıkan konuya gelirsek: çevremde üniversite yada iş hayatımın ilk yıllarında bulduğum dostluk ve sinerji yok.

Henüz hayatımın başında olduğum varsayılabilir. Okulum bitmiş askerlikde, işimde var. Yani hayatımı yaşamak için elimde harika olanaklar var. Ama zamanı iyi bir şekilde değerlendirip zihinsel bir doyum yaşayamıyorum. Ne yapmam gerektiği konusunda en ufak bir fikrim bile yok.

Hayatı sürekli sorgulayan ben asıl şimdi başlıyorum sorgulamalara. Çünkü şimdiye kadar yaptığım sorgulamalar inanç, süre gelen adetler yada kabullenilmiş bilgiler üzerineydi ama artık kendi bilgimi, tercihlerimi ve geleceğimi sorgulamaktayım. Belki çok iyi yapıyorum böyle davranmakla. Zira 40 ve üstü bir yaşa geldiğimde yapmaktansa bu sorgulamayı şimdi yapıp yeni çıkışlar bulabilirim belki. 2011 çok farklı bir yıl olacaksın, Hissediyorum.

24 Şubat 2011 Perşembe

Hüsran ve Umut

Fenerbahçe basketbolun şampiyonlar ligi Euroleague de son iki maçını kaybetti. Her iki maçtada ev arkadaşlarımın gazabına uğrayıp tamamını izleme şansı bulamadım. Bu malübiyetten sonra gruptan çıkma şansını zora sokan takımım canımın fena şekilde sıkılmasına neden oldu. Beşiktaşta 1 farkla geri düştü hemen maçın başında Efeste geride. Bu nasıl olumsuz bir gece böyle.




Yarının güzel bir gün olması dileğiyle. Bu arada yarın yeni iş yerimde ilk günüm olacak. Heyecanlı değilim dersem yalan olur. İş hayatında şanslı olduğumu her zaman ifade etmişimdir. Bakalım bu düşüncem sürekliliğini koruyacak mı_?

16 Şubat 2011 Çarşamba

Aha Kafası Yarıldı

Kibar Feyzo filminde bir sahnede İlyas Salman'a Kemal Sunal taş attıktan sonra " Aha kafası yarıldı diyor ". İlyas Salman karede yok görünmüyor yani ne olduğu. Orada Kemal Sunal ın söylediği söz bence doğaçlama yapılan harika bir espri. Bundan neden bahsettim; ortaokul süresince tanıdığım ve benden baya büyük olan bir abiden ( lakabı Cin Ali ) bu lafı çok duymuştum ama o dönemde dikkatsizlikten yada başka bir sebepten filmde geçtiğini bilmiyordum. Çok sonraları şans eseri fark etmiştim. Zaten Kemal Sunal filmlerine halen gülünebilmesinin sebeplerinden biriside izledikçe fark edilen espriler değil mi_? Cem Yılmaz içinde aynı sözler sarf edilebilir. Adı geçen herkesi hürmetle anıyorum.

Bende bu anıları canlandıran haber ise Kedi Canını Senin başlıklı yazı ve olayın asıl kaynağı olan youtube görüntüleri. Burada ki kedi canını seninde son anda söylenen harika bir espri gibi geldi bana. İyi seyirler...

Öyle bir geçer zamanki...

Atmaya çalışıyorum tembelliği üstümden ama domuz, keçi yok normal grip derken ne olduğu belli olmayan bir hastalık 10 gündür yakamı bırakmadı. Önce bir uzaklaşır gibi oldu ama ardçı sarsıntı gibi bırakmadı yakamı. Ne yapalım biraz daha dikkat edeceğiz artık.

Neler oluyor bu Arap Dünyasına dedirten gelişmeler sürmekte. Tunusta da Mısırda da 6 ay sonrası için yapılıyor çalışmalar. Yıkılan diktatörlerin yerine seçilecekler için hazırlıklar. Gelinen nokta zaten ortada. İyimi kötümü olduğu konusunda çok farklı görüşler var. Genel kanı iyi olduğu ama devamının daha önem taşıdığı ve demokratik rejimlere geçişin zorluklarını içeriyor.

Demokrasiye geçişte karşılaşılacak belirgin sorunlardan ilki halkın düşündüğü tarz bir liderin ön plana çıkmasının zorluğu. Yıllardır süren dikta rejiminde muhalif olmak ve halkın desteğini arkana almak pekte kolay değil. Bu yüzden beklentilerin düşük tutulması daha doğru. İkinci olarak askeri rejimin başa geçtiği Mısırda demokrasiye geçiş şüpheli, geçiş hükümetinin yönettiği Tunusta da ciddi bir siyasi boşluk var. Yani dünya öyle kolay kolay değişmiyor.

Borsaların kapalı, turist ziyaretinin kesildiği ve ekonomik çalışmaların sekteye uğredığı bir ortamda insanların aş - iş beklentisi öyle kolay kolay karşılanamayacak gibi. Bu yüzden Mısırın daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Zira herhangi bir karışıklık veya iç savaş durumunu engelleyebilecek bir sistem iş başında.

Tabi birde Müslüman Kardeşler var. Tüm bu olumsuzlukları değiştirebilme olanaklarına sahip tek sivil örgüt konumunda. Yönetimde ki konseyin 10 gün gibi kısa bir sürede hazırlanmasını istediği yeni anayasanın yapıcıları arsında bir temsilci bulunduruyor olmalarıda sahip oldukları sivil gücün kanıtı.

Son olarak Fatih ÖZATAY'ın daha ziyade ekonomik zorluklarla boğuştukları için isyan eden halkların yaşadığı Arap ülkeleri ile Türkiye arasındaki karşılaştırmayı konu alan Mısır ve Tunus: Başka göstergeler.... yazısı okumanızı öneririm. Çok ilginç veriler içeriyor.

Yorumsuz

Bazen sevgili karşısında, bazen uğranan haksızlık bazen de yaşanan yoğun bir duygu anında kifayetsiz kalır kelimeler. Ama bir mimik, bir hareket yada bakış anlatır tüm anlatılmazları. İşte size öyle bir resim ;