31 Aralık 2011 Cumartesi

2012

"Aksam dıyordun iste oldu aksam"

Şimdi boş verdiklerimi
Alma zamanı geri

Bulduğunu yiyen han sakini mi
Umduğunu arayan gezgin mi

11 Kasım 2011 Cuma

Muhalefet

Arkadaş çevrem tarafından muhalefet hatta CHP gibisin şeklinde sarf edilen sözlerle çok karşılaştım. Biraz öyle olduğumu kabul etmiyorda değilim zaten. Nasıl ki CHP yıllardır ana muhalefet partisi konumunda bende sürekli muhalefet ediyorum.

Ama benim farkım itiraz ettiğim konularda öneriler sunmam ve fikirleri tartışmaya açmamdır. Keşke CHP, MHP yada BDP böyle davranabilse. Herhangi birisine benzetilmeye razıyım. Ama herkes yolunu bulmuş bir nakarattır gidiyor. Kimi laiklik, kimi milliyetçilik kimide bölücülük yapıyor. Ama ne derlerse desinler hepsi halinden memnun gibiler.

Keşke gerçekten istedikleri siyaset yapmak olsaydı. Keşek Van da meydana gelen 5,6 büyüklüğünde ki depremde yıkılan otele kimin oturulabilirlik verdiğini sorsalardı. Halkım diye hitap eden BDP nerede, ana muhalefet CHP nerede yada insanımızı düşünen MHP nerede. Birilerinin cebine para girsin diye açılan bir otel var ortada ama hiç kimseden ses yok. Vali, belediye başkanı hatta içişleri bakanı belkide hükümeti devirebilecek bir kayırma söz konusu. Ama kimsenin umrunda değil. Nede olsa birkaç gün sonra unutacağız. A milli takım Hırvatistan'ı yener olur biter.

Zabıta Ne İş Yapar _?

Dün memleketim olan Denizli ili Buldan ilçesindeydim. Çok sevdiğim çay bahçelerinden birisinde yine çok sevdiğim ilçeme özgü odun ateşinde pişirilen simit, çay ve gazete keyfi yapıyordum. Saat öğleden önce 10 sularıydı. Perşembe günü ilçenin genel pazar kurulum günü olduğu için kalabalıktı. Zira köylerden gelenlerin en yoğun olduğu gün bu gündür. Zaten tatil yörelerini andıran bir havası olduğu için insanların park bahçe sefalarıda normal şartların üstündedir.

Neyse bahsetmeyi düşündüğüm konu hemen yan masada oturan 4 kişi. Bu kişiler zabıta formaları giymiş ve pazar olduğu için işlerinin yoğun olması gereken kişiler. Zira daha sonra dolaştığım pazar yerinde makbuz kesip para topladıklarını gördüm.


Burada değineceğim ilk konu pekçok ülkenin mali sıkıntılar yaşarken ülkemizde böyle atıl bir çalışma düzeni olmasına rağmen işlerin çokta kötü olmayışı. Çünkü daha az kişinin yapabileceği gibi görünen işlerin ülkemizde ne kadar çok olduğu verdiğim örnektende ortada. Ama böyle olması gereklidir o konu başka bir yazıya kalsın. İtiraz etmiyorum bu duruma sadece ekonomileri bozulmuş olan onca ülkede acaba nasıl bir çarpık düzen varda işler bu kadar kötüye gitti?

Diğer konu ise kulak misafiri olduğum 4 kamu çalışanı ülkemizde yapılmakta olan atılımın hamlelerinden bahsetmekteydiler. Tren yolları, kara yolları ve ucuzlayan teknolojik aletler gibi. Ülkenin ne kadar geliştiğini konuşan bu insanların kendileride neden birşeyleri değiştirmek geliştirmek istemezler diye düşünmeden edemiyorum doğrusu.

PS1: Dikkatimi bu konuları düşünmeye verdiğim içinmidir bilmem ilk bardağımı üstüme döktüm.

PS2: Zabıta çalışanları hesabı öderken ilk gelen çaylar soğuktu, sonrakiler sıcaktı, çağırınca gelmedin, tabakta şeker yoktu, bardak yarımdı gibi ipe un serercesine ödemede kısıtlamalar yaptılar. Buda ülkemin güzelliklerinden bir başkası...

3 Kasım 2011 Perşembe

İzmir Notları Devam

İzmir den ayrilali birkaç gün oldu. Yazmak için kasten bekledim. Zira emin olmak istedim.

İzmir boş bir sehir diyerek büyük bir laf etmek istiyorum. Boş olmasının sebebine gelince; yavaş bir sehir olmasından ötürü kalabalık değil yada kalabalık rahatsız edici değil. Evet Türkiye'nin 3. büyük sehri ama bunu hiç göstermeyen bir sehir. Bu durumdan hoşnut olanlar gibi benim gibi rahatsız olanlarda vardır. Zira ben durmayan ve hızlı sehirleri İstanbul gibi tercih ediyorum. Farklı düşünceleri saygıyla karşılarım.

İzmir boş bir sehir; kimse neyin ne için yapıldığını bilmiyor desem yeridir. Kastım bilgisizlik değil, ilgisizlik. Buda ilk yazımda bahsettigim ekonomik durumdan dolayı olabilir.

İzmir boş bir sehir; ne doğru düzgün bir gökdelen nede soyak gibi ciddi siteler var. Böyle olmasını düşündüğüm için yazmıyorum bunları. Diğer sehirler mesela Bursa böyle olmaya yöneldiği için. İzmir'in böyle olması belediyenin ve halkın AKP iktidarına uzak duruşu ve AKP iktidarının da benzer davranış sergilemesi. Pek çok müteahhidin iştahını kabarttigi konusunda şüphem yok. Umarım talan edilmez. Zira bir arkadasım gecen son belediye secimlerinin AKP adayı tarafından kazanılmasının sehri ihyaa edeceğini düşünüyordu. Bekleyip göreceğiz.

Yeni Ay

Ekim ayıda bitti. Her bitişin yeni başlangıçlar olduğu sözü yine doğruluğunu ispatladı. Zira yapay gündem aynı hızıyla değişmeye, gelişmeye ve şekillenmeye devam ediyor. Kendi gündemim de benzer gidişat sergilemekte. İyiye giden hersey daha iyi hissettirmesi gerekirken daha da mutsuzlastiriyor. Hele ki olmasını umduklarımın gerçekleşmesi hayatı daha da anlamsizlastiriyor.

İzmir'in de etkisiyle boşlukta sallanmaktan kurtulan ben hangi askıya ağırlık yapmakta olduğumun pesindeyim.

29 Ekim 2011 Cumartesi

28 Ekim 2011 Cuma

İzmir Notları

İzmir ile ilgili gözlemlerimi ara ara yazmak istiyorum. Bu gelişimde icinde bulunduğum ruh halinden mıdır nedir daha bir net bakıyor gibiyim bu sehre. Zira daha önce ki gelişlerimde büyüsü sehrin, zaten pozitif bakmaya hazır ben yada kısa kalışlar bu sehri olduğu gibi görmeme engel olmuş olabilir.

Karşıyaka'yi dolaştım söyle bir; metrosunu, sahilini ve işlek caddelerini. İlk gördüğüm ucuz bir sehir olduğu ve ınsanlarında zaten ekonomik durumlarını gizlemedikleri yani bu seviyeye denk bütçeleri olduğunu gizlemiyor oluşları. Bu hem onurlu duruş sergileme çabası hem de kral çıplak diyecek birisinin olmamasından gibi.

Kendimde bir Ege'li olarak annelerin kızları ila dolaştıkları böylesi bir sehre komşu olmaktan hoşlandım. Hoşlandım çünkü anneler kızlarına hem kadın duruşunu ogretmekte hemde onlarla boy olcusebilecek guzellikteler. Arkadas grupları kadar anne-kız çifti görmek muhtemel.

Su ana kadar gelememiş şanssız birileri varsa en yakın zamanda gelmeleri kendileri için iyi olur. Zira bozulmakta İzmir...

İzmir...

İzmirde bozulmuş, havası sert, insanı haşin ve soğuk olmuş. İzmirde bozmuş; ekonomi önemli, diğer sehirlerden geri kalma korkusu olusmus ve asıl İzmir kızlarının on plana çıkmaları için caba göstermeleri gerekliymis gibi davranışları belirmiş. Yazık olmuş sana İzmir...

18 Ekim 2011 Salı

Uzun Saç



Bayan yada bay ayırmadan uzun saç tercihinde bulunanlar hakkında küçük bir tespitim olacak. Güzel olduğu konusunda hiç şüphe yok ama bakımlı oldukları taktirde. Kastım sacların her yere değiyor olması. Otobüste elleriniz sağlıksız bir durumla karşılaşabileceği gibi saclarinizinda karşılaşacağı. Ellerinizi yıkıyorsunuz ama saçlarınızı değil. Gün içerisinde saclarinizin temizliğine dikkat edin derim.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Havalarda Sogudu


Yaz aylarını ve sıcağı hiç sevmem. Ama kışı severim. Nokta. Havaların istediğim güzel günlerin yaklaştığını mujdelercesine soğudu şu günlerde keyfim yerinde.

Yazı ve sıcağı sevmememin iki nedeni var. İlki herkesin maruz kaldığı bir durum. Kaçmanın neredeyse imkansız olması. Tamam evde, iş yerinde yada araçta klima var. Ama bu yapay yöntemin saglık acısında çokça sakıncasında var. Hadi saglıgınızı koruduğumuzu varsayalım. Sokağa çıkınca, balkonda yada asansörde ne yapacaksınız. Sıcaktan kaçamazsınız. Tamam ince giyinir belki biraz rahatlarsin. Ama terlemekten yada baskalarının ter kokusunu koklamaktan kurtulamazsın.

İkinci sebep biraz kişisel. Koyde büyüdüğüm için yazları genelde çalışmak zorunda kaldığım için yaz ayları çocukluğumun eksik kaldığını düşündüğüm yönlerini hatırlatır.

Kişi sevmeme gelince; gecelerin uzun olması, sıcak ortam muhabbetleri ve kapalı mekanların güzelliklerini sayabilirim. Şimdi atladigim sanılmasın, evet evi, iş yerini ve arabayı sogutabildigimiz gibi isitadabiliriz ama sokağı değil. İnce giyinerek kacinamadigimiz sıcağın aksine soğuktan kalın giyinerek kacinilabilir. Ve tabi baskasının üşüyor olması sizin koku alma organınızı tehdit etmez.

Sıcak günler öyle hemen gitmeyecektir. Ama olsun kış yaklaşıyor.


16 Ekim 2011 Pazar

Yolculuk


Gezmek, yeni yerler görmek, arkadaşlarla görüşmek harika bir duygu. Gezmek alınan hazın yanında birde diğer insanların güzel etkileşimlerini almayida sağlıyor. Gezen kisi için sıradan olan dolaşma eylemi digerleri için şarkılara bile konu olan alıp basını gitme hissi verdigi için neredeyse büyüleyici oluyor. Yeni yerler görmek orada tanıdığınız yada yeni tanıştığınız kisiler için sıradan ama yeni gören için eşsiz oluyor. Ve her yerde başka bir güzellik görenin biriktirdiği koleksiyon dünya üzerindeki nadide koleksiyonlardan oluyor. Bol bol seyahat etmenin belkide en güzel tarafı arkadaşları görmek kısmı oluyor. Herkesten haberdar ve herkesle irtibatta oluyorsunuz.

Seyahat etmenin kötü tarafı ise sürekli birilerini arkada bırakmak. İyi bir sekilde de birakilabiyor dostlar, kötü bir sekilde de. Esas olan gitmek. Avuntu ise tekrar görüşme ihtimali. Ben tekrar görüşme ihtimalini sever oldum...

14 Ekim 2011 Cuma

Hayaldi Gerçek Oldu

Cam kenarında yolculuk etmeyi çok severim. Ama senden daha güzel bir görüntü olamayacağı için oturmak istemene hayır diyemiyorum.

Sabah uyanmak zor gelez bana. Ama sen uyandırdığında sonsuzluk mana bulur gönlümde.

Beklemeyi birisini zaman kaybettirdiği için hiç sevmem eğer beklediğim sen degilsen/

Geçte Olsa

Bu yazıyı cep telefonumdan yazıyor olmayı maharet olarak değil ama teknolojiyi geçte olsa yakaladığımı aktarmak adına yazıyorum. Meyer hayat ne kadar değişmiş. Hayat ne kadar basitleşmiş aynı zamanda zorlaşmış.

Basitleşmiş; bilgiye ulaşım çok kolaylaşmış. Mesela benim öğrencilik yıllarımda kontrolkalemi adındaki foruma davet edilmeden üye olamıyordunuz. Şimdi ise üye çekmeye çalışıyorlar. Nereden nereye. Keza her türlü bilgi internetin, iş hayatinin yada fuarların etkinliklerinde mevcut. İsteyen istediği kadar alabiliyor. Okula yeni başladığımız vakitlerde hocalarımızdan birisi " Burada aldığınız eğitimle en fazla iki yıl mühendislik yapabilirsiniz" demişti. Ne kadar haklı olduğunu görmek bazen az sonra bahsedeceğim zor kısmın sahada zorlasacagini işaret ediyor. Bu arada hocam sözlerine şöyle devam ederdi " Kendi kendinize öğrenmeyi öğrenmelisiniz.". Ne kadarını uyguluyorum bu tarihi tavsiyelerin sık sık düşünüyorum.

Zor kısma gelirsek; artık bilginin degeri ölçüm sekli bakımından değişiyor. Bilgi o kadar çoğaldı ki hangisinin isine yarayacağını bilmek bile bir iş oldu ve değerli bir özellikte. Deneyime olan saygım sonsuz ama artık eski olmak kötü olmasada iyi bir özellikte değil. Genc olmak bilgili olmak bahsettigim onca imkan sayesinde deneyimli olmasalar deneyimli kisilerden destek ve yardım alan sayesinde üstesinden gelinebilir bir olgu oldu. Yani yarışın şartları değişti. İyi donanimli bir yeni mezun hemen ensenizde olabiliyor.

Bu hem iyi hemden kötü. Ama sonuçta hocamın tespitine donüyorum, kendi kendine öğrenmeyi öğrenmek şart. Hadi kolay gelsin o halde.

30 Eylül 2011 Cuma

Hedef 2023

Türkiye Cumhuriyeti devletinin son yıllarda yaptığı atılımlar tüm dünyanın ilgi oldağı olmakta. Bunda ekonomik krizler, bölgesel olaylar yada iç dinamikler etkili olmuş olabilir. Ama ciddi bir devinim olduğu aşikar.
Son zamanlarda birde 2023, yani cumhuriyetimizin 100. yılı, hedefleri sık sık gündeme gelmekte. EkonomiTürk sitesinde direk 2023 hedefleri değilde genel olarak ülkemizde yapılması gereken mikro ve makro reformlar dile getirilmekte, tavsiye ederim; okuyun. Birde Radikalden Güven SAK bugünki yazısında ülkemizin ihraç ürünlerinde ki katma değer oranlarına değinmiş. Neden zenginleşemediğimizi ve 2023 hedeflerinden uzak kaldığımız taktirde sebeplerinin neler olacağını özetleyen bir yazı.
Genel bir bakış yapınca ükemize sanki herşeyin sebepleri ve çözümleri biliniyor. Yani Kürt vatandaşlarımızın sorunlarının nasıl çözülebileceği konusunda pekte uç sesler yok gibi. Ekonomi deseniz aynı. Dışileri deseniz benzer fikirler. Peki neden her konuda çözümden bu kadar uzağız? Herkes tarafından bu sorunun bile büyük sapmalar göstermeyen cevapları verilecektir diğ mi_! Ne güzel bir ülke...

17 Eylül 2011 Cumartesi

Teknoloji


Prison Break dizisini izlediğimde dikkatimi çeken: teknolojinin ilk meyvalarının dünya üstündeki küçücük bir azınlık tarafından kullanıldığı ve belli bir süre sonra daha geniş bir alt gruba oradanda daha alta daha alta diye gittiği ve gitmesi gerektiği fikriydi. Benzer bir durum Resident Evil filminde de geçerliydi. Şu an aklıma başka örnekler gelmiyor. Ama eminim bu konu başka film yada dizilerde de irdelenmiştir.

Zira iPhone 5 hakkında tanıtım ve bilgilendirme amaçlı yapılan film bunun ciddi bir kanıtı. Yani benim gibi zincirin son halkasına yakın bir yerlerde bulunan insan gruplarının teknolojiyi önce filmlerden sonrada başkalarının sahip olduklarından izlemesi çok normal.



13 Eylül 2011 Salı

İfade Özgürlüğü

Ben herhangi bir siyasi partiyi, sivil toplum örgütünü yada kişiyi destekleyen propagandasını yapan birisi değilim. Bu benim hayat tarzımada aykırı. Hak ettiği desteği ve övgüyü veriyorum bunuda belirteyim. Mesela benim bugün yazmamda temelleri atan EkonomiTürk sitesi. Yani iyi yada kötü eleştiririm herşeyi. Ama bunu yaparken insanların anlayabileceği, yasaların el verdiği ve belgesiz evraksız bir şekilde suçlayarak yapmam. Öveceksemde yereceksemde bir dayanağa ihtiyacım vardır.

Yani insan her düşündüğünü söyleyemez. İfade özgürlüğü aklından geçeni dilinin seslendirmesi değildir. Biz ifade özgürlüğünü ağzına geleni söylemek olarak anlamışız. Neden biz diyorum: Radikal gazetesinin uzun bir süre bir numarası olmuş, şimdide Hürriyette yazan İsmet Berkan ın bugün ki yazısını görünce böyle demek istedim. Sözde akil insanlar. Lafı uzatmayayım: İnternet andıcı ve Oda tv davaları arasında ki farklardan bahsetmiş yazar. 17. maddeyi okumanız yeterli olacaktır. Tamamını okusanız bir gazeteci kendi imkanlarını kullanarak istediğini dile getirebilir ama devletin gücü ve parasını kullanarak yapamaz. Yani bir vatandaş çıkıp bu ülkeyi böleceğim diyorsa bu özgürlük. Ama Selehattin Demirtaş çıkıp söylerse suç. Ya ben sana ne diyeyim.

Neyse konu yine Kürt vatandaşlarımızın yaptıklarına yada yaptırıldıklarına geldi. Çok basit anlatacağım. Ben Kürt vatandaşların hak ve özgürlüklerinin yasalarla çerçevelendirilmesini, belirlenmesini istiyorum. Ama en önemlisi bu noktadan sonra bu yasalara uymayanlar hakkında yok öyle çocuktu, bilmiyordu, geçiş süreciydi lafları istemiyorum. Hele o saatten sonra ülkenin bir kısmını zaten mahvettikleri yetmiyormuş gibi birde batısı etkileri altına almalarına izin verilmemesini istiyorum.

Sakın yazdıklarım yanlış anlaşılmasın. Benim onlarca Kürt arkadaşım var. Bu düşüncelerimi onlarada aktarıyorum. Bu vatandaşlarımıza yapılan zulümleride kabul ediyorum. Karşılıklı hataların varlığı yatsınamaz. Ben bir Türk vatandaşı olarak eğer bu olaylar bitecekse yasalarda Kürt kelimesinin yer alması hiç önemli değil. Neyse konuyu dağıttım.

Şimdi vaktim yok ama mutlaka belgeleri ile dünyanın geri kalanında ifade özgürlüğü nasıl aktaracağım.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bedelli Askerlik


Kara Pazartesi

Borsada cuma yada pazartesi günleri ekonominin yada siyasetin uçuruma doğru atladığı dönemlerde kara sıfatları kullanılır. Ki bu günlerde borsalar %10 kadar değer kaybedebilir. Kötü bir haber için kara haberde denilmektedir. Ve umutsuz aşklar kara sevda olarak adlandırılmaktadır. Yani kara kelimesini pek çok umutsuzluk ve sorun için kullanıyoruz.

Ve artık sigara paketleride " Kara Paket " olacakmış. Dünyada sadece Avusturya da uygulanan çalışma ülkemizde de gündeme gelmiş. Sigara içmeyen birisi olarak sigara içenlere yapılanlar az bile diyebilirim. Ama hep hak, özgürlük ve adalet diyen kişilerin bu konuda neden hiç seslerini çıkarmadıklarınıda merak etmiyor değilim. Sigara içmekte bir hak değil mi en nihayetinde_?

5 Eylül 2011 Pazartesi

Nasıl Bir Yaşam


Televizyon izlemeyen birisi olmama rağmen tatil süresince en büyük lüksüm olmasada televizyonun ciddi bir teknoloji ibaresi olması ve bu yüzden sık sık kullanmam neticesinde ince bir noktayı görmemi sağladı.

Televizyon izlemediğinizi varsayıyorum ve bu yüzden herhangi iki kanalada neredeyse aynı saatlerde ki genelde böyle oluyor başlayan dizi değilde film olduğunu varsayıyorum. Ve elbette sizin bir şekilde bu iki filmi daha önce izleyemediğinizi ama bunu çok istediğinizide eklemek istiyorum. Tabi en önemlisi bu filmleri bir daha izleyemeyecek olmanızda en kötüsü. Varsayımlar üstünden gittiğimiz için bu ilginçliği kabul etmenizi rica ediyorum.

Şimdi; elimizde aynı anda gösterilen iki tane film var, her iki filmide izlemek için can atıyorsunuz ve bir daha izlemeniz mumkün değil. Yani birisini seçmek zorunda kalıyorsunuz. Gerçi ikisinide izlememek gibi bir seçenek daha var ama o muhtemel seçenekler içinde yer almadığı için saymıyorum. Peki bu durumda ne yaparsınız? Yani diğerini izleyemeyecek olduğunuz bir durumda. Cevap çok açık diğ mi_! Birisini seçer ve izlersiniz. Bende aynısını yaparım. Ama aklım diğerinde de kalır. Ve doğru tercihimi yaptım mı diye düşünmekten de kendimi alamam.

Hayatta böyledir. Ancak birkaç alanda eğitim alabilirsiniz. Yada aynı anda sadece bir yerde olabilir. Canlı olarak tek bir maçı izleyebilir, sadece bir toplantıda olabilirsiniz. Ve elbette tek filmi izleyebilirsiniz. Bu yüzden hayatta yapılan tercihlerin birisini seçmenin yanında diğerlerinden de vazgeçmek olduğunu unutmamak gerekli. Ve elbette bunun bir zorunluluk olduğunu ve kaçan büyük balıkların peşinden koşmak yerine eldeki bulgurla yetinmeyi bilmenin gerekliliğini görmek gerekli.

Kuşak


Ben bilginin güç olduğunu düşünenelerin kuşağındanım. X veya Y diye ayırmak değil amacım insanları. Teknoloji çağının gerektirdiklerini yerine getirmekte değil anlatmak istediğim. Bilgiye tapanlardan olduğumu söylemek istiyorum. Bu inançsızlık demekde değil üstelik. Bilakis, inancımı sağlamlaştıran bir olgu. Ki “Oku” değilmidir ilk suresi Kitap’ımızın.

Ben ilkel çağlarda da olsa önce mevcut bilgiyi sindirmeye çalışıp sonra üstüne birşeyler koymak isteyecek birisiyim. Ben ölümsüz olmak isteyenlerdenim zira. Hem yaşarken hemde bedenimden ayrıldıktan sonra. Ben yaşarkende sonrada bilinmek isteyenlerdenim. Bu durumun ego yada bencillikle alakasıda yok üstelik. Çünkü ben bilginin ölümsüzlüğünden yanayım. Saf bilgiye ulaşmak ve saf bilgiye dönüşmek gayretindeyim.

İşte o zaman hayatta istediklerimden birisi başarmış sayacağım kendimi. Ve bunu başaracağıma inanmak istiyorum. Ama bu farkındalık hissi bazen o kadar çok acı veriyor ki, gözlerime yaşlar doluyor ve ne yaptığımı soruyorum kendime. Amaçsızca yaşayan yada modern kölelere dönüşen sıradan insanlardan ol(a)madığım için üzülüyorum. Oksijenin değmiş olması beynime tekrar oksijensiz kalmaktan korkutuyor beni. Ve sürekli oksijen pompalakta yoruyor.

Burada püf nokta yaşamda sürekli yol ayrımlarının çıkması karşımıza. Nasılki ben bu yazıyı yazmayı seçip film izlemekten yada kitap okumaktan vazgeçmişsem, sizinde okumak için bu yazıyı diğerlerinden vazgeçmiş olduğunuz ortada. Ve aynı çelişkiyi, beyin ölümü gerçekleşmiş birisinin fişinin çekme kararının sorumluluğu birilerinin omzunda büyük bir yükolduğu gibi, bende kendimi oksijensiz bırakıp bırakmama ayrımında yaşıyorum.

26 Temmuz 2011 Salı

Bu Sıcaklarda Ne Yapılır

Her etkinliğin bir zamanı var diğ mi? Kış sohbetleri, yaz sohbetleri, yaz tatili, kış tatili, sonbahar aşkları, yaz aşkları, bahar esintileri, kır eğlenceleri... Listeyi uzatmak hiçte zor değil. Ama bu sıcaklarda İstanbula mahkumsanız ne yapılır sorusuna cevap bulmak zor.

Haftasonları sahillere gidelim gitmesinede çok kalabalık ve rahatsız. Akşamları balkona çıkalım tamam ama sinekler ve kendi balkonuna çıkmış olan komşular can sıkıcı. Parka bahçeye gidelim oralarda aynen kalabalık. Eee ne yapacağız o halde.

Öncelikle bu sıcağa katlanacağız, herhangi bir çare yok. Yoksa Ege'nin Karadeniz'in yaylalarına çıkmak çokta zor değil ama imkanlar el vermiyor. İstanbuldaysak katlanmak zorundayız. Sonra benim çarem, dikkati sıcaktan uzaklaştırıp tek noktaya toplamak adına film izlemek. İyi bir film seçmelisiniz ama. Çünkü film esnasında da terleyeceksiniz ve filme odaklanıp sıcağı unutmalısınız. Keyifli ve serin saatler...

Hayat

Hayatta olmak yaşamak ne kadarda güzel ve değerli. Sanmayınki her istediğim gerçekleşmekte diye böyle yazıyorum. Bilakis herşey sarpa sarmakta. Ama zaten yaşam koşullarla mücadele etmek demek değil mi_? Elinde olandan daha iyisine sahip olmak için çalışmak.
Bağlantı
Ben kötü giden onca şeye rağmen halen mutluyum. Bunu züğürt tesellisi olarak düşünmeyin. İçtenlikle söylüyorum. Çünkü yaşamak hayatta olmak güzel. Değerini bilmek lazım sadece. Yaşam..

27 Haziran 2011 Pazartesi

Evet

Uzun yazılar yazmak hatta yazı yazmak için bile zaman bulmakta zorlanıyorum. Oysa ne kadarda güzel, hareketli ve paylaşılması gereken şeyler yaşıyorum. Ve bu süreçte takip ettiğim sitelerden ve yazarlardan uzak kalmamak için elimden geleni yapıyorum ki benim yazmak için zaman bulamadığım konuları yazanlardan paylaşımlarda bulunabilieyim kendi deneyimlerimide arttırayım. Bu bağlamda Ömer Ekincinin 19 Mayıs’da KontrolSende Programında Neler Oldu?
yazısı okumaya ve izlemeye değer. Şu sözüde çok harika;

Bir insan eğer bir şeyi içtenlikle isterse evrende ( doğadaki ) herşey ona yardımcı olur.
Ve iş hayatının yaşantımızın bütünü içinde nasıl yer aldığı ve aslında nasıl yer alması gerektiğini özetleyen Hayatımızdaki Beş Top yazıları okumaya değer. Kendi yazılarımı yazmak için can atıyorum ve bunun için program yapıyorum. Temmuz ayı zamanı daha elverişli kullanabileceğim bir zaman dilimi olma yolunda.

23 Haziran 2011 Perşembe

Cep Telefonu

Ülkemizde tek bir telefon hattı kullanıcısı yok denecek kadar azdır galiba. Bende çoğunluğun içinden birisi olarak çift hat sahibiyim. Bu hatlardan birisi şirket, diğeri özel hattım oldu genelde. Ve özel hattım için kullandığım telefon uzun süredir aynı. Ama şirket hattı için tercihim sürekli değişmekte. Bunun sebebi fazla kullanım sonucu yıpranması. Ve bu yüzden genelde basit ve şarjı uzun giden telefon tercihinde bulundum. Taki bir kaç ay öncesine kadar. Ve gittim dokunmatik ekran, Wi-Fi, 3G gibi özellikleri olan bir telefon aldım.

Bunları neden anlattığıma gelince, arkadaşımı beklerken bir alış-veril merkezinde o telefonla yazdığım bir yazıyı noktası ve virgülüne varıncaya kadar değiştirmeden aktarmak istemem buraya:

Sende yalnızsın benim gibi biliyorum. Yada paylaşmaya çalışıyorsun birileriyle. Ama ben buradayım. Ve o rastlantıyı bekliyorum tanışacağım seninle. Belki bir aile ortamında, belkide bir merdivenin dar basamaklarında yada uçurtma etkinliğinde.


P.S: Bu yazı bir alış-veriş merkezinin yoğun gürültüsü altında yazıldı. Ve ben bu kalabalıkla tezat oluşturur bir şekilde yalnızım.

Tarih: 15 Mayıs 11 ( Pzr )
Saat: 16:47

17 Haziran 2011 Cuma

Yeni Yaşlara

Can DÜNDAR'ın yazılarını okuyan birisiyim. Arada yakalayamadıklarımda yok değil. Çoğu fikrine katılmasamda farklı ses olarak görürüm kendisini ve genel olarak hakkında tarafsız algısı hakimdir bende.

Genel olarak duygusal yazılarının siyaset ve gündem yazılarından daha ön planda olduğunu düşünüyorum. Belki yanılıyorumdum duyguları ifşa etti çok güzel yazılar kaleme aldığı için. İclal AYDIN ve Elif ŞAFAK'ıda Can DÜNDAR gibi duyguları aktarmada başarılı yazarlar arasında saymaktan hiç çekinmem. Ama son zamanlarda seçim döneminden midir yoksa başka sebeplerden ötürü müdür bilmem beğendim bu yönleriyle alakalı yazılarından mahrum kalmaktaydım. Taki yaşgümü münasebetiyle Can DÜNDAR'ın kaleme aldığı 50 yazısına kadar. Kendisine nice yıllara diyorum. Ve böyle yazılardan halihazırda seçimde geçmişken kaleme almasını bekliyorum. İyiki doğdun...

7 Haziran 2011 Salı

Huzur

Pes etmenin tadına varmak istiyorum
Hırsımın beni esir aldığı zamanlarda.

Ne güzel söylemiş Meryem BETÜL. Hayat o kadar kısa görünüyor ki gözüme her şeyin bir anda olmasını istiyorum. Ve bu aciliyetim hata yapmama, çevremdekilere ve en önemlisi kendime zarar vermeme neden oluyor.


Peki nedir çaresi bu durumun_? Sürekli karşımıza çıkan bir olgu aslında. Hayattan beklentiler ve sürecin nasıl işleyeceği ile ilgili program. Diyelimki beklentileri belirlediniz, bu hedefleri nasıl aşacağınız, nasıl ulaşacağınızıda belirleyin. Eğer mantıklı cevaplar üretebiliyorsanız hedefleriniz gerçekçidir ve hayattan zevk almamanız için bir sebep teşkil etmezler.

Yaşam...

Saat üç olmak üzre, my women eşliğinde çayımı yudumluyorum. Bu saatte uyumamış olmak ve sabah işe gitmek gerekliliği. Neden sorusunu sormama yol açıyor. "Neden_?" halen uyumadım. Hatta bu yazıdan sonra BattleStar Galactica'nın bir türlü bitiremediğim bölümünü izlemeyi düşünüyorum. Neden_?

Cevabı çok basit; anlamaya başladım, 24 saat olan günü 25 saate hatta 30 saate çıkarmaktan bahsedilmesini. Hayatta yapacak o kadar çok şey varki, hangisinden başlayacağını, hangisine öncelik vereceğine karar vermek bile çok zor. Tam bir bombardımana maruz kalıyoruz, bilgi bombardımanına. Bu bombardımanın içinden işe yarayacak olanları seçmekse pekte mümkün değil.

Ve bu yüzden gün yetmemekte. Önüne gelenleri hazmetmeye zaman bulmak imkansız neredeyse. Ama bazı insanların yapabildiklerine bakınca "Nasıl" sorusu aklıma geliyor. Ve cevabı bulmak pekte zor değil aslında. Zamanı verimli kullanmak ve istikrar. İktidar partisinin demokrasilerde belkide nadir örneklerinden birisi olan 3. dönemde tek başına hükümet kurma olasılığının sebebide istikrar değil midir_?

Hep yaratıcı olmanın başınabuyruk olmak anlamına geldiğini düşünmüşümdür. Haklı olduğumu savunmaya devam ediyorum. Ama başına buyruk olmak demek kısmında yanlışlarım var galiba. Başınabuyruk olmak demek, özgür olmak demektir, istediğini istediğin an yapmak demek değil. İstediklerini belli bir düzen içerisinde yapmak demek. Yani kimsenin yapmaya cesaret edemediğini yapmak ama bunu belli bir program çerçevesinde gerçekleştirmek. Konu ile alakalı Fatmanur ERDOĞANIN Özgürlük, Sorumluluk Taşıyabilmektir yazısını ısrarla tavsiye ederim. Ve çalışmanın anlamını içinde barındıran intihal ile ilgili EkonomiTürk yazısınıda. İyi okumalar ve bol özgürlükler.

5 Haziran 2011 Pazar

Aracı Bulan Kişiye "Kaşar" Hediye Etmek İstedi, Dayaktan Zor Kurtuldu

İsminin açıklanmasını istemeyn bir vatandaşımız toplumumuzda gelenek haline geldiğini iddia edebileceğimiz pazar günü alış-veriş etkinliğini bu pazar farklı bir alış-veriş merkezinde gerçekleştirmek istemiş. Ve başına gelmeyen kalmamış.

Samimi olduğu iş arkadaşlarından birisinin ikamet ettiği bölgeye çok yakın olan bir süpermarkette devasa indirimlerin olduğunu öğrenen B.A. pazar günü alış-verişini buradan yapmak için öğle saatlerinden mekana ulaşır. Arabasını park edip arkadaşıyla birlikte girdikleri süpermarkette gerçekten ççoookkkk uygun fiyatlar olduğunu gören B.A. kendinden gururlu bir o kadarda heyacanlıdır. Zira tasarruf edeceği miktarı hesaplayamamaktadır bile. Ayrıca market çok kalabalıktır ve almak istedikleri tükenmeden elini çabuk tutmalıdır. Sebze-meyve reonundan işe başlayan B.A. alış-veriş arabasını burada neredeyse yarılayarak şarküteri reonuna geçer. Buradan da bir hayli yük alan genç içecek reonunda elindeki arabanın yetmeyeceğini anlar. Yeni araba için arayışlara başlar.

Arkadaşınında benzer bir dertten muzdarip olduğunu paylaşımları sonucu öğrenen B.A.' nın aklına harika bir fikir gelir. Arkadaşı arabalara göz kulak olurken o birer araba daha getirecektir. Ve B.A. ürünlerle doldurmuş olduğu aracını arkadaşına teslim edip ortadan kaybolur. Ve bir kaç dakika sonra boş arabalarla arkadaşının yanında peydah olur.

Tam yanında getirdiği aracı arkadaşına teslim edip kendi dolu aracıyla yola devam etmeyi umarken " Oda nesi " aracının orada olmadığını fark ederler. Duruma çok sinirlenen B.A. arkadaşına tatsız şakayı sonlandırması için sinirli bir şekilde telkinde bulunur. Arkadaşı olayla bir ilgsinin olmadığını B.A. nın yokluğunda sucuk tanıtımı için orada olan güzel bayana yavşamakta olduğunu bahsi geçen bayanında doğrulamasına, rahatsızlığını gün yüzüne çıkarmasına, rağmen inanmaz ve B.A. arkadaşına şakayı sonlandırması için ısrarını sürdürür.

Böyle geçen uzun bir sürenin ardından market yöneticisinin yanına gitmeye karar verirler. Durumu izah ettikten sonra yöneticiden tepki alamayınca B.A. iyice zıvanadan çıkar. Neyse ki market yöneticisi bu durumun son günlerde sık sık başlarına geldiğini o yüzden tepki vermediklerini aktarınca ortamın nabzı düşer. Market yetkilisi ayrıca bu olaylarla organize bir suç örgütünün ilişkisinden şüphe duyduklarını açıklaması olayı dahada ilginç kılar. Ama B.A. olayın ilginçliği değil doldurduğu aracının peşindedir.

Kamera kayıtlarını inceleyen market güvenlik görevlisi yüzünü teşhis edemedikleri, yanda da resmi bulunan kişinin olayla ilgili olduğunu belirler. Bir ara kamera açısından kaybolan şüpeli şahsın izine kasada rastlanır ama oda 30 dakika öncedir. Makus talihine üzülen B.A. ne yapacağını şaşırır. Eve dönmeye karar verir zira saat ilerlemiş süpermarkette ürünler git gite azalmıştır. Kapıyan yönelen B.A. tam kapıyı kullanacak iken güvenlik görevlisinin kendisine seslendiğini duyar. Ne olduğunu anlayamayan genç geri döner ve heyecana boğulur. Zira güvenlik görevlisi bir araba bulunduğunu ve teşhis için gelmesini ister. Erken bir sevinç nidası olmasından çekine çekine baharatların olduğu bölüme doğru ilerlerler. Arabasını uzaktan görür görmez tanıyan B.A. kısa bir hasret gidermenin ardından sevincini çevredekilerle paylaşır. Ve o esnada arabayı bulan bayanla tanışır.

Bayanla aralarında bir aşkın ilk kıvılcımının oluştuğunu söylemek isterdim ama bayan ellilerinde olunca bunun pekte mümkün olmayacağını söylememe gerek yok her halde. Olayın etkisini üzerinden atan B.A. hediye olarak arabasını bulan teyzeye "Kaşar" hediye temek ister. Kendisini yanlış anlayan teyze B.A. ya çantasıyla ve yeni aldığı salamlarla iyi bir girişmek üzereyken olay yerinde hazır bulunan güvenlik görevlisi olaya müdahale eder ve gazlı içecek hediyesi ile teyzeninde gönlü alınıp yollar ayrılır.

B.A. alış-verişe sorunsuz bir şekilde otuz dakika daha devam ettikten sonra ödemesini yapıp marketten ayrılır.

3 Haziran 2011 Cuma

Sende Uzat Elini

Engelli olmak ne demek bilmeyen bir toplumuz. Çevremizde ne kadarda çok engelli var oysa. Trafik kazaları, terör olayları ve kan uyuşmazlığı evlilikleri bu durumun sebeplerinden. Onlar için ne yaptığımızı soramıyorum. Çünkü onların varlığını kabul etmiş durumda bile değiliz henüz. Zaten toplumumuzun genel özelliği görmezden gelmek. Sorunları, kötü olayları yada farklı olanı.

Şimdi çok kolay bir yol var görme engellilere yardım edebilmek için. Görme engelliler için düzenlenen bir etkinlik kapsamında http://www.renklerherkesicindir.com/ sitesindeki kısa filmi izleyip bir vatandaşımızda siz yardımcı olabilirsiniz. Şimdiden " Teşekkürler ".

2 Haziran 2011 Perşembe

Yine, Yeni, Yeniden

Bu siteyi oluşturmamda en büyük pay EkonomiTürk sitesine aittir. Bilmenin verdiği tatın anlamını üniversitede benden büyük olan ev arkadaşımdan almıştım. Bildiğini paylaşmak ve aktarmanın tadınıda Ekonomix'te gördüm.

Ve uzun süredir yazacak onlarca konu ve malzeme varken yazamayan ben yine EkonomiTürk sitesinin yeni oluşumu Insider Monkey sitesi sayesinde yazıyorum. Bilgiyi, fikri ve aklı paraya nasıl çevrilebileceğine güzel bir örnek. İngilizce bilenler içinde kazançlı bir iş imkanı sunuyorlar. Değerlendirmek isteyenler mutlaka siteyi ziyaret etsinler.

20 Mayıs 2011 Cuma

Yürüyün. Ama Nereye_?

Ağustos ayından itibaren internet kullanıcılarını katagorize etmeyi hedefleyen çalışmaların önüne geçilmek, geri adım atılmasını sağlamak adına geçtiğimiz pazar yurt genelinde çeşitli etkinlikler yapıldı. Ve en kapsamlısıda Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi'ni içeren yürüyüştü. Ama bu etkinliğe tüm Türkiye'yi kapsayan diğer eylemler gibi görsel ve yazılı basın neredeyse ilgisiz kaldı.

Onlarada hak vermek lazım. Çünkü yapılan etkinlikler kısıtlamalara karşı yapıldı. Yani basınada bir baskı yapıldığının ve yürüyüşlerin sebepsiz yere yapılmadığının kanıtıdır bu durum. Hep denir ya dış mihrakların kışkırtması ve yönlendirmesi ile yapılmak istenen olumlu çalışmaların önüne set çekilmeye çalışılıyor diye. Bu yaklaşımın ne kadar kolaycılık olduğunun mükemmel bir kanıtıdır yaşanan olaylar.

Bu durumu çok güzel bir dille anlatan yazıyı şiddetle tavsiye ediyorum. Yazı şiddet içeriyor. Başlığa +13 yazmam gerekli mi acaba _??

Çelişki

Sansüre hayır yürüyüşü yapıldı herkesin malumu. Sansüre hayır evet " Sansür". Ve çelişkiye bakın ki Cumhuriyet gibi bir gazete bu olayı haber yaparken kullandığı resimde sansüre başvuruyor. Perhiz ve lahana turşusunu içeren söz akla geliyor diğ mi_?

Takip ettiğim sitelerden biridide GençSiviller. Yapılan sansürü aktardıkları yazırı da okumanızı tavsiye ederim. Güzel ülkemin güzel gelişmeleri.

15 Mayıs 2011 Pazar

Polis Şiddeti

Ülkemiz bir kaç yıl önceki zamanlarına dönebilsek herkesin kabul edeceği durumlardan birisi kolluk güçlerinin ordunun ( Genelliklede jandarma güçlerinin ) elinde bulundurduğu olurdu. Bu ordunun etkinliği bitti demek değil, halen ordu kontrol mekanizması olarak çok güçlü bir konumda. Lakin eski etki çapından uzak olduğuda yatsınamaz bir durum.

Peki ülkemiz ordunun boşalttığı bir kolluk güç boşluğu içinde mi_? Elbette hayır. Zaten bu bir süreç olarak değerlendirilebilir. Zira önce polis güçleri kuvvetlendirilip ordunun pasifitesi sonraya bırakıldı. Zamanla ordunun boşalttığı ( zorla boşalttırılan ) alanlara polis etkinliği yerleştirildi. Bu duruma en güzel örnek örtülü ödenekten 2.1 milyon liranın polis güçlerinin olaylara müdahale ederken olmazsa olmazsı konumuna gelen göz yaşartıcı gaz alımı için kullanılmış olması. Polis güçlerinin neredeyse alışkanlık haline getirmiş oldukları gaz kullanımlarının düşünecek olursak şaşırmamak gerek.

Yazdıklarımdan ordunun bir haksızlığa uğratıldığı anlaşılmasın. Bilakis bu sürecin yıllar önce gerçekleşmesi gerekliydi. Ama süreç iyi işlemedi, yürütülemedi. Zira polis kuvvetleri ellerindeki gücü ve yetkiyi çoğu zaman kontrolsüz bir şekilde kullandılar. Ve genel olarak yapılan yanlışların, uğranan haksızlıkların ve mağdurların savunucusu olmak yerine polisleri kayırmaya yönelik davranışlar sergilendi. Doğal olarak zaten polis kuvvetlerine zayıf olan güven hepten tükenmiş olmasada iyice zayıfladı. Şu günlerde insanların adalete olan güvensizliklerinin altında yatan asıl unsur bu durumdur. Zira insanların akıllarında bir güven boşluğu hakim ve bu boşluğu doldurabilecek herhangi bir alternetif gözükmemekte. Ve bu güvensizlik her türlü kamu kuruluşuna karşı sergilenmekte. İnsanların güvenliğini sağlayamazsanız karşınıza çıkacak durumda budur zaten.

8 Mayıs 2011 Pazar

Ne Tarih Nede Zaman...

Yeni taşındığım evimde henüz internet yokken karaladığım bir yazımı toparladım. Afiyetle tüketin.


Ne yazacağımı bilmeden yazmaya başlayan ben, sadece bu anı bir kez daha yaşayamayacağımı bildiğim için yazıyorum.

Ağlamayalı uzun zaman olmuştu. Üstelik bugün arkadaşlarımdan birisi telefonda kendine güvenin artmış, değişmişsin demişti. Ne kadar doğru pek fikrim yok. Ama güvendiğim kendime çok net. Gerçi hayallerimi ertelemememi engellemiyor bu güven. Cesaret edemiyorum harekete geçmeye.

Başlamadan önce yazmaya nereye oturacağımı, hangi defteri alacağımı ve hangi kalami seçeceğimi bile düşünmüştüm.

Hayatlarına bir anlam katmak için insan canını alanları anlatan bir romanın beni ağlatabilmesi kendimemi ağladığım düşüncesini sorgulamama neden oldu. Ağlayacak bir halde miyim acaba_?

Yazarken kolum ağrımakta ve rahat edemiyorum oturduğum yerde. Ayağımı nereye uzatacağım, ışığı hangi açıdan alacağım sorun olmakta.

Neden bitirmek istedim bu kitabı. Sanki nasıl biteceğini, bana neler hissettireceğini biliyor gibiydim. Son zamanlarda sık sık olduğu gibi yine sorguluyorum hayatımı, kararkarımı ve yalnızlığımı.

İlk defa belkide bir yazı yada kitap okuduktan sonra yazıyorum. Ve ilk defa bir kitabı bitirdikten sonra yeni bir kitabın önsözünü yada daha ileriye gidip ilk sayfalarını okumuyorum. Galiba ilk defa bir bitişin güzelliğinide fark etmeye ve yaşamaya zamanım oluyor.

( Tarih yada saat belirtmemiş olmam ruh halimin karamsarlığını biraz daha vurgulamakta. )

Ama Yapamıyorum

Eski yazılarımdan birisini daha paylaşmak istiyorum bugün.

00:58 // 11 Ağustos 08
Ellerine uzanmak geliyor içimden.
Ellerini ellerimin arasına alıp gözlerinin içine bakmak.
Gözlerinin içine bakıp sana daha da yaklaşmak.
Yaklaştıkça azalan tonuyla seni ne kadar sevdiğimi fısıldamak.
Ama yapamıyorum.


22 Nisan 2011 Cuma

Reklam

Mühendis olmasaydım, sahip olmak istediğim mesleklerden birisi reklamcılıktir. Bu yüzden reklamlara gag programı öncesinden ilgi gösteririm. Gag dedim çünkü o programla birlikte reklamlara farklı gözle bakılmaya başlandı diye düşünüyorum.

Türkiyede reklamcılık baya ciddi bir şekilde icra ediliyor. Bu alanda çalışanları tebrik etmek gerekli. Gerçi bazı reklamlarda çok kötü ama olsun diğerlerinin kalitesini bir kez daha görmüş oluyoruz. Neyse internette gezinirken Pepsinin reklamlarından birisini gördüm. Baya hoş bir reklam olmuş. Rekabeti sıfırlayan ama yaratıcı bir yol izleyen olumlu mu değil mi diye tereddütte bırakan bir çalışma. Onada siz karar verin artık. İyi seyirler. Bu arada reklamıda ilk Kaynağım İnsan sitesinde gördüm.

Trabzon ligden düşürülmeli

Sadri Şener ki kendisi Tranzon Spor Kulübünün başkanıdır; Şampiyon olurlarsa üç kupa almaları gerektiğini dile getirmiş. Sebebininde Fenerbahçe Spor Kulübünün kendilerinin üç katı bütçeye sahip oduğunu göstermiş. Eğer böyle biterse Eskişehirspor ile berabere kalacaklar ve onlarla berabere kalıyorlar ise ufak bir puan ve bütçe hesabı yaparsak 1. Lige düşemesi gereken takımlardan biriside Tranzonspor oluyor.

Böyle ahmakça bir açıklama var mı ya_? Koskoca kulübün başkanı olmuş ama ....... sürmeye aklı yok. Bu öneri benim Demokrasi yazımdakilerle benzerlikle içeriyor, okuyunuz. Bu arada Futbol Fedarasyonu Ceza Kurulu Aziz Yıldırıma hak mahrumiyeti vermiş. Takımının maçında verdiği yanlış kararlar yüzünden hakeme gösterdiği tepkiden dolayı. Ne dedi bilmiyorum ama helal olsun, yapmak istediğim kazanılmasına rağmen sert bir tepki göstermesi iyi bir iş. Yanlış, şiddeti ayarlanamamış bir tepki değil teprik ettiğim. Kazanılmasına rağmen yanlışın üstüne gidilmiş olmasıdır.

Ve yine Demokrasi yazımda ki önerilerime benzer bir durum var. Tüm Fenerbahçelileri YSK kararlarında olduğu gibi sokaklara dökülen Kürtlerin yaptıklarını yapmaya ve Federasyonu geri adım atmaya zorlamayı öneriyorum. Buda günün espirisi olsun :=))))

Demokrasi

Demokrasi istediğin olmayınca olaylar çıkarıp isyan dalgaları oluşturmakmış, öğrenmiş olduk.

Okul yıllarında Avrupada Fransız İhtilalinin etkileri öğretilir yada daha doğrusu ezberletilirdi. Ne olacakki bir ülkede ayaklanma olmuş diye düşünürdüm hep hatırlıyorumda. Ortadoğuda olanlar, ülkemize etkileri daha nerelere doğru bir dalgalanma olacak belli değil. Allah sonumuzu hayır eylesin diyelim. Ülkemize döncek olursak Kürt olan 10 milyonun üstünde insanımız var. Yıllarca bir terördür sürdü gitti. Zamanla siyasete bürünmeye çalıştılar. Başarısız olundu sık sık. Ama son yıllarda ciddi bir ilerleme kaydedildiği ortada. Umarım dahada ilerler.

Gelelim asıl konumuza. Şimdi YSK denilen kurumun verdiği bir karar var. Ve bu kararı beğenmeyip sokaklara dökülenler var. Buraya kadar herhangi bir sorun yok. Gösteri hakkını kullanan insanlar. Ama gösteri demek çevrene zarar vermek, insanların hayatlarına kast etmek, saldırmak, kırmak dökmek demek değildir bunu öğrenmesi lazım Kürtlerin artık. İlerleme var dedik ya üstte bunun artık her alanda görünmesi lazım. Ayrıca gösterilerde çocuklar ön plana çıkarılmış. Bir avuç aptaldan başka fikir veren yokmu bu Kürtlere anlam veremiyorum. İyiki bir yasa çıktıda çocuklar artık bu konuda yargılanmıyor. Bir Türkiye vatandaşı hayatını kaybediyor vurgu yapılan nokta hayatını kaybetmesi. O halde bu ülke 30 bin civarı vatandaşını Kürtlerin elindeki silahlardan çıkan kurşunlarla yada mayınlarla kaybetti. Sakat kalanları söylemiyorum bile. Bilmem nerenin başkanı Cumhurbaşkanı ile olan randevusunu silah kullanıldı diye iptal etmiş. Tebrik ediyorum beyfendiyi. Anca bu kadar etkin bir karar alabilirdi. O halde terör örgütü olan PKK yı bu kimliği ile kabul edinceye kadar tüm Kürt kimlikli siyasetçi, iş adamı, öğretim üyesi, hastası, doktoru, memuru neyse kaile alınmasın. Ne dersiniz. Maaşları ödenmesin, hastaneye gidemesin, üniversite yada okula giremesin, siyaset yapamasın. Böyle bir karar ne ise Osman Baydemir di galiba aldığı kararda aynı derecede anlamsızdır.

Şimdi olaylara çift taraflı bakmak lazım. Önce ne olduğunu bileceksin. Bir planın olacak. Herşeye isyan eden hiç bir şey elde edemez. Siz CHP nin iktidar olamasa bile oylarını yükselteceğinden şüphe ediyormusunuz. Etmemenizin sebebi olumlu yada oolumsuz her konuya muhalefet etmekten vaz geçmesidir. Yapıcı muhaefetlik etmeye başlamasıdır. Kürt önde gelenleri artık durup düşünmelidir. Yada Kürt olan Türkiye vatandaşları durup düşünmeli, bu ne amaçları olduğu kimlerle temasta oldukları belli olmayan insanları sorgulamalıdırlar, kimlerin ön planda yer aldıklarını.

Sesini duyurmak için bağırmanın bir anlamı yoktur. Sivrisinek saz, davul zurna az eksik kısımları siz tamamlayın. Sizi duymak istemiyorlarsa ne yapsanız azdır. O yüzden artık siyaset, gösteri, eylem nasıl yapılır hak nasıl aranır öğrenilmeli.

21 Nisan 2011 Perşembe

Zaman

Ne kadarda çok olmuş yazmayalı, ne kadarda çok yazacağım şey varken. Özlemişim klavyenin tuşlarına basarken oluşan şekilleri. Aktardığımı, kaydettiğimi, sakladığımı yaşamak harika.

Hiç kapanmasın bloglar ve ben hergün daha çok yazayım daha çok okuyayım. Teşekkürler ekonomitürk ve Doğan Bey. Belkide daha önce Deniz GÖKÇE. Beni bu yola sevk eden herkese. Bir nebze olsun katkısı olan bilinçlenmem konusunda herkese teşekkürler...

27 Şubat 2011 Pazar

Ortadoğu ve Oyalanmalar

Çetin Altan sık sık dile getirir ülkemizin gündeminin nasılda sıradan konular ile meşgul edildiğini. Ve pek çok yazarda Türkiye ve Türkiye gündeminden uzak kalmalarının ardından döndüklerinde ne kadarda hızlı bir yaşam sürdüğümüzü olayları ve haberleri nasıl öğüttüğümüzü dile getirirler. Katılmamak elde değil. Kıbrısta olanlar, Amerikan elçisinin sözleri, Amerikan senatosunda ki Ermeni diasporası ile ilgili gelişmeler, ortadoğu, içerideki onlarca polemik ...vb nice konu.

Son günlerde ilk sırayı almakta olan ortadoğu malum. Neler olduğu olacağı belli olsada nasıl ve neye malolacağı muamma. Libya liderinin gerekirse ülkeyi yakarım tarzı söylemi, Mısır ve Tunus dışında ki ülkelerde ki halk ayaklanmalarının henüz sonuca yakın görünmemesi ciddi kaygıları beraberinde getirmekte. Zira iç savaşların gerçekleşmesi muhtemel. Halkların iktidardakileri alaşağı edecekleri kesin ama süreç belli değil. En iyisinin gerçekleşmesi umuduyla.

Ülkemizde bu süreçte ciddi sınavlar vermekte. Ortadoğuda artan popiliretemiz sayesinde ülke yöneticileriyle olan bağlar güçlenmişti. Bu sebepten olsa gerek dış işleri bakanımız, başbakanımız yada cumhurbaşkanımız açıklama yaparken çok dikkatli davranmaktalar. Libaya konusunda ise çok daha ciddi bir durum söz konusu. Zira 15 bin civarının ülkeye döndüğü bilgisi gelmiş olsada halen 10 bin dolaylarında vatandaşımız bu ülkede bulunmakta. Vatandaşlarımızın yurda dönmeleri için yapılan girişimler tüm dünyadan taktir görmekte. Gurur verici bir durum. Ama daha fazla can kaybı olmadan tüm vatandaşlarımızın dönmeleri / dönebilmeleri çok önemli. Ülkemiz ve yöneticilerimiz içli dışlı oldukları diktatörler ile halklar arasında ki seçim ve vatandaşlarmızın zarar görmemesi konusunda ciddi sınavdan geçmekleter. Kanatimce iyi bir politika yürütülmekte. sonu daha iyi olur inşallah.

Seri bir şekilde değişen gündeme naçizane bir katkıda ben yapmak istiyorum. Eski yazıları karıştırırken bir röportaja yaptığım yorumu paylaşmak istiyorum;

Sitenizde ki yazıları düzenli olarak izlemeye başladım. 2010 yılı içerisinde ki yazılarınızı nerede ise tamamını takip ettim. geriye dönük olarakta fırsat buldukça incelemekteyim. Lakin bu ropörtajı uzun ve önemli olduğunu düşündüğüm için boş bir zamanıma bırakmıştım. Az önce böylesi boş bir zamanı değerlendirmek için okumaya başlamıtım ki ilk sorunza verilen cevapta soykırım yapıldığı yazmakta. Şimdi yazının devamını okuyacağım ama orada söylenenlerin doğruluğuna nasıl inanayım diye düşünüyorum. Günümüzde bile dünya çapında 7 milyonu bulamayan ermeni nufusu varken siz o dönemde sadece Osmanlı topraklarında 2 milyon diyorsunuz Ermeni var. Osmanlı topraklarında toplam nufus 15 milyon iken günümüzde bu rakamların geldiği nokta belli. Ama nedense Ermeni nufusu artmamış. Buda düşündürücü bir durum. Şimdi burada sorun aslında Ermeni nüfüsü felan değil. Bu konuyu saptırmak yada dar bir açıdan bakmak olur. Yani 100 bin kişide katledilmişse, bu bir soykırım sayılır. Ama önemli olan karşımda ki kişiyle olan iletişimim. Bana söylediği ilk cümle yalan teşkil ediyorsa beyhude anlatıyor demektir. Yukarıda verdiğim rakamları doğrulayabilirim eğer isterseniz bu arada. Şimdi ben burada savunuculuk yapmakta istemiyorum. Sadece doğruların gün yüzüne çıkmasını istiyorum. Olanları kendi edindiğim bilgiler doğrultusunda özetlersem; 1. Dünya savaşı yılları mevcut zor şartlar ve alınan başarısızlıklar sonucunda, bu duruma az veya çok sebebiyer veren Ermeni ayaklanmaları nedeniyle yasalar çerçevesinde Osmanlı topraklarında yaşayanların bir yerden başka bir yere göç tehcir ettirilmesi. Şimdi öncelikle bu noktaya gelmeli Ermeni arkadaşlarımız. Yada bizim bildiğimiz yanlış yada saptırdığımız doğrular varsa bu belgelerle gelsinler karşımıza. Bizde öğrenelim doğrusunu. Bu noktadan sonra tartışmamız gereken yer, tehcir esnasında yapılması gereken ve yapılmayanlar, seçilen yöntem, uygulanan baskı vb konuları tartışalım. Bunlarda ki yanlışları irdeleyelim. Ama olmayan birşeye var denmesine de artık göz yummayalım yada sırt çevirmeyelim. Bir araya gelelim bu sorunu çözelim. Bir parantez açmak istiyorum, evet ifade özgürlüğü olmalı, burada bunları yayınlamnız çok güzel ama verilen bu cevaba karşılık konuyu daha açık bir şekilde ifade etmesini sağlayabilirdiniz, soru sıralamanıza sadık kalmak yerine. Sizden daha bilinçli bir davranış beklerdim. İyi çalışmalar