21 Aralık 2010 Salı

YÖNETİLMEK


  1. İnsanlar nasıl yönetilmeyi hak ediyorsa öyle yönetilir diye bir söz vardır. Öyle mi hakkım bu mu diye düşünmeye başladım.Gerçekten söyleyenin tarafsız olması gereken yada tarafta olsa öz eleştiri yapabilen birisi olması gerekir diye düşündüm.Neden mi? Muhtemelen hak ettiği gibi yönetilmek zoruna gitmiştir.Tıpkı benim gibi yani...Bu ülkede doğmuş , büyümüş biri olarak bu topraklarda böyle yönetilmek zoruma gidiyor... Nerden çıktı bu öfke diyenlerin kendinde bulabileceği bir kaç örnekle devam edelim.Mesala bu ülkede çalışıp vergi dilimine girip birçok kişinin aksine maaşından vergi kesilmesine göz yumanlardanım.Ama öyle bir devlet ki bizimkisi para kesiyor keserken kayıtlı tabiki . Ama kişi hastalandı doktara gidip bir ilaç alayım dediğinde kaydınız yok dedirtecek kadarda yüzsüz.Neden olmasın ki karşınızda olması gereken muhataplarınız ahkam kesip seçime şakşakçı bulmak için koşuşturma peşindeler.Yani alkışlayanların peşindeler. Yada yollarınız taş döşenip aynı ay içerisinde üç defa kazılmış ise bu yönetimin suçu mu yoksa bizim mi??? Belki de belediyenizin dar deyip daha sonra çok genişmiş gibi yolun iki tarafında da park adı altında haraç kesmesine göz yumanlardansınız!!! Ne bilim belki diyorum ama kesin bunlar arasındasınız çünkü bu ülkede benimle beraber yaşayanlardansanız ya bu durumdasınız yada bu durumdan faydalananlardansınız.Nerde olursanız olun ama benim gibi olanda veya faydalananlarda unutmayın aynı gemideyiz batarsak sizinde yanınızda bir cankurtaran olmayacak......Ben şimdiye kadar susarak bu anlattıklarımı hak ettim..........mi? Ne dersiniz?

15 Aralık 2010 Çarşamba

Ne şimdi bu_?

CHP den önce Deniz Baykal ayrıldı seks skandalı sebebiyle. Sonra Önder Sav destekli ve yönlendirmesinde olduğu düşünülen Kemal Kılıçdaroğlu geldi parti başkanlığına. İki başlı yılan görünümünde ki CHP de işler iyi gitmiyordu. Yıllardır muhalefete mahkum olmuştu parti. Ve parti sekreteri direktifleri ile hareket edildiği idda edilen Kemal Kılıçdaroğlu bombayı patlattı; Önder Sav görevinden alındı ve parti tek adam ile yönetilir bir şekle sokuldu. Politbüro denilen sistemin başında ki adam: Önder Sav ve destekçilerinin tepkileri, genel kurul istemeleri ve seçimlere gidilmesini organize etmeye çalışmaları herkesçe malum.

Kemal Bey kazanamadığı halde başarılı olduğu düşünülen yerel seçimlerde kendisine en büyük desteği veren Gürsel Tekin'i ödüllendirir gibi en yakınına yerleştirdi. Belkide kendini biraz daha güvenceye almak için böyle yaptı.

CHP ve politikaları hakkında söyleyecek çok şey var. Ama yaptığı hata ve yanlışların o kadar çok olduğu bir iktidara karşı bile aciz kalmaları neden iktidar olamadıklarının en güzel açıklaması. Hükümet kanadının önerilerinin neredeyse hepsine hayır diyen bir siyaset birilerine göre siyaset yapmak demektir. Türkiyenin en eski partisinin böyle bir acizlik içinde olmasına sebep olanların utanması gerekli.

Bu konuya devam etmeye karar verdim. O yüzden şimdilik bu yeni yapılmayı baltalamak isteyen Melih Gökçek'in; Kılıçdaroğlu gidecek Gürsel Tekin gelecek haberine değinmek istiyorum. Geçenlerde CHP den üst düzey bir yetkilinin sözleri partinin değişim içine girdiğinin bir işareti idi benim için. Zira yetkili Melih Gökçek kendisinin muhatabı olmadığı eğer isterse Ankara parti il başkanı ile görüşmesi gerektiği gibi sözler sarf etmiş. Tamam işte budur, zihniyet değişiyor. Bu durumun genele yayılmasını ne çok isterdim. Lisedeyken Osmanlı Devleti'nin Avrupa da kaybettiği bir savaş sonucunda Osmanlı padişahı ile Avrupalı devlet liderlerinin eşit sayılacağı üzerinde mutabık kalınması hakkında çok şaşırmış ve ne var bunda diye düşünmüştüm. Zira önceden Osmanlı'nın başverizi ile Avrupalı devlet liderleri eşit sayılıyormuş. Pek önem vermediğim bir konu idi bu durum. Ama şimdi düşünüyorumda ne kadar vahimmiş. Zira AB genişleme bilmem nesi gelip ahkam kesiyordu 2000 li yılların başında ülkemizde. Neyse o günleri bir nebze olsun atlattık. Ama daha alınacak çok yol var. Ben mesela İstanbulda herhangi bir semtte gerçekleşen olumsuz bir durumda o bölgenin belediye başkanı, emniyet müdürü ne bileyim yerel yöneticilerin konuşmasını ve konuyu yönetmesini bekliyorum. Bizde direk ya vali yada il emniyet müdürü devrede. Belkide çok şey bekliyorum.

Bu yazı zihnimde olgunlaşan birkaç yazının kapısını araladı. Vakit olduğu ölçüde başlayalım artık. Zaten yazarlarımızda tembellik etmekteler. İş başa düştü...

14 Aralık 2010 Salı

Beklenen Dönüş ( Denizin Buz Gibi Sularından )

Şahin K deyince kimlerin aklına ne geliyor bilmiyorum ama googleda çıkanlarla ilgilenmeyenler Şahan Gökbakarı'ın Dikkat Şahan Çıkabilir programından yararlanabilirler.


Nuri Alço ve tecavüzcü Coşkun'u tanımayan yoktur zaten. Ve bu üçlü aynı filmde bir araya gelmişler. Günah Keçisi filminde. Şimdiden duyrulur: 21 Ocak 2011 de sinemalarda.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Marka nasıl yaratılır

Dünyada kola konusunda piyasayı domine eden iki firma var; pepsi ve coca. Bu iki firmanın arasında ki en belirgin özellikleri reklam politikaları. Pepsi genel olarak ünlüleri ve gündemdeki konuları ve kişileri dahil etmekte reklamlarına ve insanları bak oda pepsi içiyor şeklinde etkilemeye çalışmakta. Ama coca şirketi öyle değil. Sıradan kişilerin ve genel hislerin işlendiği reklamlar yayınlanmakta. Dünyayı bilmiyorum ama Türkiye de coca şirketini satışlarının daha iyi olduğunu biliyorum. Bunları neden anlattığıma gelince yükselen bir

değerimiz var; Türk Hava Yolları ( THY ) ve onun izlediği reklam politikası.

Önce haberi vereyim; THY Kobe Bryant ile anlaşmış. Bence iyi bir tercih olmuş. Gerçi anonim şirketi olsada devlet kuruluşu sayılan bir şirketin nereye ne kadar para harcadığı ve verimliliği tartışılmalı. O yüzden konuyu incelemek şart.

Sadece Kobe Bryant değil tabi; Barcelona sponsorluğu, Euroleague'e ismini vermesi,

Kevin Costner'in reklam filminde oynaması, bunlar hep giderleri ve gelirleri sorgulanması gereken teşebbüsler. Tıpkı
Olmayınca Olmuyor İşte yazımda belirttiğim gibi.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Keşke Julian Assange'ede bir ödül verilseydi.

Keşke diyorum çünkü ağababaları buna elbette izin vermez. Zira örnek vermekle uğraşamayacağım ama Obama nın Barış Ödülü nü alışı bile yeterli olur zanımca. Şimdide Çinli insan hakları savunucusu Liu Şiaobo'y vermişler. Benden duymuş olmayın ama kendisi hapisteymiş. Aklımdan geçen ilk konu Çini karıştırmak için kullanılıyor olduğu inanın. Orhan Pamuk ta olduğu gibi.

Ya bu Batılı Ülkeleri anlamak pek mümkün gözükmüyor. Zira şu sıralar ekip liderimizin yaptığı gibi belli bir devranın sürüp gideceğini düşünüyorlar. Gerçi bunda diğer ülkelerinde payı çok fazla. Sürekli olarak gösterilen çifte sıtandarta ses çıkarmamaları acizliklerinin göstergesi. Halbuki internet gibi her türlü bilgiyi her şekilde elde edebilme şansımız var artık. İnternet demişken başlıktada değindiğimiz gibi Nobel Ödülleri inandırıcı bir şekilde dağıtılıyor olsa bu sene oylamalardan sonraya gelmiş olabilir ama seneye mutlaka WikiLeaks yada Julian Assange'e verilmeli.

Uzun lafın kısası Eurovizyon, Nobel, Ekonomik derecelendirme notları gibi ödüller artık önemsizliklerini ispatlamış durumdalar.

10 Aralık 2010 Cuma

Terbiyesizler

İçim acıyor Bayrampaşa Garı hakkındaki haberleri gördükçe. Ne açıp okumaya haberleri nede birilerini dinlemeye yetiyor sabrım. Kimlerin ne gibi ihmalleri yada planladıkları kazançları var bilmiyorum. Ama olayların bu noktaya gelmesinde kimin en ufak bir sorumluluğu bile varsa iki elim yakalarında bu ve öbür dünyalarda. Çıkan yangına elektrik kontağında meydana gelen kısa devrenin sebep olduğu raporlanmış. Bir Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak ört-bas edilmek istenen her yangına elektriğin alet edilmesinden çok rahatsızım. Yazın çıkan yangınlar için bile yüksek gerilim hatları sebep gösterilmişti. Sen o hatların geçtiği bölgede tedbir alma sonra elektriği suçla. Tedbir alma yangın çıksın, çıkan yangına İsrail e bile gönderdiğin uçakları yönlendirme, elektriği suçla. Orada durun bakayım. Günah keçisimi arıyorsunuz, başka adrese gidin.


Birde sözde 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul. Bana birisi açıklayabilir mi bu konuda ne yapıldığını. Zira akaryakıta bile ek vergi uygulanmakta. Bu paraların nerelere, neden ve nasıl harcandığını öğrenmek isteyen birisinin ulaşabileceği yada başvurabileceği bir yer, mevki yada kişi varmıdır. Canım sıkılıyor böyle zamanlarda. Başka sözüm yok okurlarım. Karar sizin.

Siyaset

" One minute " sadece bizim değil neredeyse dünyanın tamamı tarafından bilinen bir çıkış olarak tarihteki yerini aldı. Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan'ın ( RTE ) çok dikkatli olduğunu söylemek pek mümkün değil. Hazırlıklı yaptığı konuşmalarda teknolojidende ( konuşma yaptığı yere kurulan dev ekranlardan okuduğu metinler ) yararlanarak başarılı bir grafik sergilemekte. Tabi başarılı hitap gücünüde es geçmemek lazım. Ama hazırlıksız doğaçlama olan konuşma ve cevaplarında Kasımapaşalı olmasından kalma olabileceğini düşündüğüm şekilde cevaplar vermekte. One minute, Ananıda al git, Şerefsizler gibi örnekler verilebilir.

Oysa siyaset dikkat ve planlama gerektiren bir iş. Mavi Marmara baskını ile ilgili BM komisyonnunun kararının çıkmasını engellemek dahil ne gibi manevralar yapıldığı İsrail ve çeşitli batılı ülkerler tarafından ortada. Son günlerde de İsrail de vuku bulan yangın felakatinde gönderdiğimiz söndürme araçları sayesinde başlayan ilişkiler neticesinde bir hareketlilik söz konusu. İlk etepta ortaya atılan özür ve tazminata neredeyse her makamdan gösterilen tepkiler ile Türkiye nin hassasiyeti ölçülmekte. Özür dilememiz gerekmez şeklinde ki son açıklamada bu doğrultuda. Umarım kararlılıklarına devam ederde yöneticilerimiz istediğimizi elde ederiz.

Zira bu durum benimde yaşantımda izlediğim yöntemlerle alakalı fikirler edinmemi sağlayacak. Çünkü bende tepkimi hazırlık yapmadan ortaya koyan birisiyim. Doğru zamanı beklememi öneren tavsiyelere kulak asmam pek. Aklımdan geçen doğruyu uygularım ki böyle zamanlarda istediğimi elde etmeyi başardım. Ama son ikilem acaba dememe neden oldu. Bakalım hakkımız olan özür ve tazminatı alabilecekmiyiz ülke olarak ve bende olacakları birkaç ay önceden dile getiren adam olacakmıyım_? Zaman gösterecek herşeyi. Belki bende CNBC Hatasindan Dondu gibi hatamdan dönerim.

9 Aralık 2010 Perşembe

Öylece

Yokluğunda mı
daha iyi
varlığında mı
bilemedim bir türlü.
Öylece bıraktım bende

Beklemek ne kadar zormuş

Özlem çok güzel bir duygudur. Ama bazen özlem duymayı sevmeye başlarız. Yani kavuşmalar artık bir anlam ifade etmez. Özlediğimiz memleketimize, ailemize yada sevgilimize kavuşmamız tat vermez. Özlemeye alışmışızdır ya o duygu çok tatlıdır artık. Belkide bu yüzden eski aşklar yok artık deniliyor. Yani sürekli bir arada olan ilişki içerisinde ki bireyler tat almıyorlar. Özlem, hasret gibi sevgiyi güçlendirebilecek duyguları tatmadıkları için.

Neyden bahsedecektim nerelere geldim. Bende sevgiliden bir haber bekler gibi iş konusunda haber beklemekteyimde konuyu oraya bağlayacaktım güye. Çetin Altan a özeniyorumda. Nasıl ki sevgiliden haber gelmedikçe hayeller kurulur aynı öyleyim. Acaba başka birisi mi var, neden aramadı, kaçan kovalanır mı diye düşünüyor ... Bu soruları iş alemi içinde kelimesi kelimesine zikredebiliyormuşsunuz, haberiniz olsun.

Bildiklerim

Ayrılıklar gibi bazı şeyleri bitirmekte zor. Bir işi, ödevi, arkadaşlığı ... Son günlerde iki olguyu birden bitirmeye çalışmaktayım. Ve bu yüzden çektiğim ızdırap en az iki katına çıkmış durumda.

İlki mevcut inşaatımızı bitiriyor olmamızdan kaynaklanan kabul sürecimiz. Çeşitli şantiyelerde bulunmuş olmama rağmen herhangi bir işi teslim etmemiştim. Ve şimdi anlıyorum ki nasılki bir şantiyeyi kurmak ve başlamak zorsa bitirmekte en az o kadar zor. Gerçi sürecin böyle ilerlemesinde benim elimde olmayan etkenlerde söz konusu ama sorumlu kişi olarak sıkıntıların çaresini üretmesi gereken adres konumundayım. Daha deneyimli arkadaşların sözleri ile; " Bir şekilde biter ". Bende inşallah demek istiyorum.

İkincisi uzun süredir git-gel yaptığım ve artık kararlarımın olgunlaştığı şirketim hakkında. Öğrenciliğim süresince iletişime geçtiğim çalışan arkadaşlarım tanıdıklarım hep ilk işimin çok önemli olduğunu vurgularlardı. Şimdi ne demek istediklerini anlayabiliyorum. Sektör değiştirmek o kadarda kolay değilmiş. Kurumsal şirketler, işlerin yürüyüşü, yeni şirketlere geçiş konusunda takip ettiğim sitelerden çok iyi bir bilgi birikimine sahibim. Buları laf olsun diye söylemiyorum. Temelde izlenmesi gereken yol çok basit;

1- ) Mevcut işinden memnun değil misin emin ol.
2- ) Aynı sektörde mi, benzer bir sektörde mi, yoksa bam başka bir alanda mı çalışmak istiyorsun.
3- ) Nasıl bir yapının içerisinde olmayı hayal ediyorsun. Yani şirketin yapısı, görev dağılımı, kurumsal yapısı gibi olgular.
4- ) Hangi dönemlerde yeni iş hacmi daha yüksek.
5- ) İş değiştirirken ara vermek istiyormusun.

Eğer bu sorulara içtenlikle cevap verebiliyorsa kişi artık iş aramaya hazır demektir. Birde iş değiştirirken işsiz konumunda değilde mevcut bir işte çalışıyor olmak çok önemki. Yani planları önceden yapmak gerekli. Bende bildiklerim doğrultusunda kararlar verdim. Hadi hayırlısı.

5 Aralık 2010 Pazar

Harika

İnsanoğlu yaratıcılığı pek çok şekle büründürüyor. Nahnu sitesinden arkadaşların Google Translate ile yaptıkları buna yeni bir örnek. Gerçekten güzel olmuş ve gülümsememi sağlıyor, daha ne olsun.

Bu arada dinlenesi birşeyler önermek isterim

Olmayınca Olmuyor İşte

Haftabaşında dünyanın belkide en gözde oyuncularını barındıran iki takım, Barcelona ve Real Madrid arasında harika futbol oynandı. Gerçi skor pek adil olmadı ama izleyenler adına gerçek bir resitaldi.

Şimdi futbolla ilgilenenler az çok bu takımların özelliklerini bilir. Özetleyecek olursak Barca altyapısından pek çok oyuncu barındıran Mourinho nunda dediği gibi tamamlanmış bir makina. Real ise yaptığı flaş transferlerle hakkında söz ettiren son olarakta Mourinho nun takımın başına geçmesiyle büyük sükse yapan bir takım. Skoru düşünmeden bir yorum yapacak olsak acaba hangi takımın izlediği yol daha doğru bulunurdu ????

Bilemedim

Birkaç gündür WikiLeaks ve gelişen olaylar hakkında yazmayı düşünüyordum ama fırsat bulamamıyordum. Artık ortalık bir nebze durulduğuna göre yazma zamanı geçmek üzre demektir. Tüm haberleri takip edemedim ama genel olarak belgelerin İsrail tarafından sızdırıldığı komplo teorileri tarafını, hiç incelemeden araştırmadan yayınlamak adına yapılanlar gazetecilik tarafını, vay be neler oluyormuş demek halk tarafını ve benim gibi pek çok kişi içinde atıp-tutmak bloggerlar tarafını oluşturmakta.

Komplo tarafından bakınca evet demek için pek çok sebep var ortada. Yayınladığı ilk belgeler nerede ise şu günlerde İsrail ve ABD yi zora sokan suyun istedikleri yönde akmasına engel olan ülkerler hakkında. Bunun tesadüften ibaret olduğunu düşünmek saflık olur. Belgelerin binlerle ifade edilen sayılarını düşününce seçilmiş olan bu binde birin neye göre belirlendiği sorgulanmalı. Gerçi belgelerde geçen bilgiler genel olarak tahmin edilen hatta ara-sıra dillendirilen konulardı. Ama resmi belge olunca işler değişiyor tabi. Belgeleri ABD nin tepkisiz bir şekilde kabul etmesi WikiLeaks zaman içerisinde güvenilir hale getirilmek için bilgi sızdırılan ve şimdide suyu bulandırmak için kullanılan bir araçmı sorusunu akla getirmekte.

Olayı işleri karıştırmak için uygulamaya konulan bir plan olarak düşünürsek Devlet Bahçeli nin tavrı en doğrusu. Aslında gerçek olsa bile belgelerin iç meselelere alet edilmesi doğru değil gibi. Yani bir ülkenin iç işlerini başka bir yerden değiştirmek yada yönlendirmek kabul edilir bir durum değil.

Özellikle son aylarda Ortadoğuda ki artan güven ortamını değiştirmek ve ŞÜPHE yaymak adına böyle bir yola gidilmiş olması gerçekci gibi görünmekte.

Gerçi Amerika bunca belgenin elde edilmesini nasıl engelleyemez, bu ne acizliktir ve 11 Eylülün diğer bir şekli gibi yorumlarda yapılmakta. Buda komplo olasılığını azaltmakta. Tabi olaya böyle yaklaşılacabileği düşünülmemişte olabilir.

Ne kadar kötüye gittiğimizi düşünsekte habercilik adına ortaya atılan belgeler gösterilen ilgi ve doğruluğunu araştırmadan isimlere ve kurumlara karşı yapılan haberleri tartışmak olumlu bir durum. Gerçi yine haberler yapıldı yazılar yazıldı yani olan oldu ama sonra dur ya biz ne yapıyoruzda denildi. Buda bir şeydir.

Toplumun geneli belgelere biz bunları biliyorduk şeklinde yaklaşsada şaşkınlık yarattığı ortada. Bazı kesimlerinde işine gelen halkı kışkırtmak ve bir bakıma galyana getirmek belkide uyandırmak adına güzel malzeme çıkmış durumda.

Genel olarak durum bu. Benim kişisel düşüncem WikiLeaks uzanca bir süredir herhangi bir görev için hazırlanıyordu. Ve buuoomm diye patladı. Neredeyse kimse belgelerin doğruluğunu tartışmıyor sadece kimin neden bu bilgileri sızdırdığını sorguluyor bu konu üzerini komplo teorileriyle ilgileniyor. Bu durumda bende WikiLeaks hakkında böyle düşünmek için daha güçlü izlenimler oluşturuyor. Yani WikiLeaks yalan belge yayınlamaz kanısı hakim herkeste. Nasıl yani İran, Türkiye yada Azerbaycan hakkında ki o belgelerin doğruluğunu araştırdı mı bu site yöneticileri. Kim inanır buna bir yerlerden elde ettikleri belgeleri yayınlıyorlar işte. O belgeler yalanda olabilir doğruda.

Söyleyecek o kadar çok şey var ki verilmesi muhtemel en iyi cevap hakkında ki seks sıkandalı hakkında Deniz Baykal ın yaptığı gibi davranmak en doğrusu sanki.

Geleceği belirleyen olaylar

Steve Jobs'ın 2005 te Stanford öğrencilerine yaptığı konuşmayı dinledikten sonra şu an için aptalca, delice, çılgınca en önemliside hayalperestçe olan davranışlar sergilememek için kendimi zor tutuyorum. Şu an için belki böyle davranmak evet mantıklı olmayabilir ama ya gelecek için ne olacak ...

Stave Jobs'u ( kendisi Apple ın hem kurucusu hemde kurtarıcısıdır ) daha yakından tanımak için Steve Jobs´un inovasyon ve sunum tekniklerinin sırları (Kitap önerisi-Video-Sunum) yazısını okuyabilirsiniz.