30 Kasım 2010 Salı

içimdeki küçük mucize:)

İçim kıpır kıpır farkı bir hevesle uyandım bugün uykumdan... Farklı bir heyecanla...Birazda terettüdle.Tüm duygu karmaşası bir aradaydı sanki...Yapmam gereken planlarım vardı oysaki. sabah erkenden kalkıp bir iş görüşmesine verdigim randevu için hazırlanacaktım... Oysa içimdeki o kıpırtı ve heyecan herşeyi unutturmuştu bana hayatıma farklı bir yol çizmem gerekiyordu sanki. Seçim yapmalıydım.. Gelecegimi degiştirebiliecek olan ve güzel bir teklif olabilecegini düşündügüm iş görüşmesine mi gitmeliydim, yoksa içimdeki o kıpırtıyı, varlıgını hissedebildigim canlının gerçekten varlıgını kanıtlamak için doktora mı gitmeliydim! Zaten hissettigimde haklıysam yolum çizilmiş olacaktı ister istemez, çalışmak belli bir süre içinde olsa artık hayal olacaktı... Farklı tercihler yapılabilirdi bu durumda evet kabul, ama ben içimdeki heyecana yenik düştüm ve doktora gittim. Sonucu sabırsızlıkla bekledim. Tahlil sonucum ögleden sonraya kaldı. Zaman geçmez oldu, duygular daha derinden hissedilir cinste..neyse sonunda geldi çattı saat 2ye. Gittim aldım tahlil sonucumu...İnanamıyorum tahminim, hissettiklerim dogruymuş. Evet içimdeki kıpırtının sebebi miniminnacık olan yavrumuzun kanıtıymış...Allahım çok şükür diyorum. Aklımdan geçenleri yaşadıgım duyguları kelimelere dökmek kesinlikle imkansız...Ben ANNE olacagım.. En kutsal canlı, en degerli varlık, ayaklarının altında cennet olan kadın... İçimde bizden olan bir parçayı taşıyacagım, hergün biraz daha hissettircek bana varlıgını, ailemizi gerçek bir çekirdek aile kıvamına getircek bu muhteşem mucize...Şuanda yaklaşık 3mm'lik bir mucize. Ama yaşattıgı mutluluk hiç bir benzetme ile verilemez....Kesinlikle yaşanması gereken duygulardan bu his.. kelimelere dökmeyi denemeyecegim o nedenle. Rabbim tüm dileyenlere nasip eder inşallah diyorum. Belki ara ara ilerleyen zamanlarda yaşadıgım ruhsal ve fiziksel degişikliklerden bahsedebilirim ne dersiniz?

Issız Adam

Beni anlayabileceğini düşünmüştüm. Anladığını sansım sonraları, çok basit hissettim kendimi hiçbir şey gizleyemeyeceğimi düşündüğümde de. Korkmuştum bu durumdan. Beni anlayabilecek birisinin olmadığını söylerdim ya hep, şimdi her şey değişmişti. Olmadığım birisimi sanıyordum kendimi bunca zamandır, kandırmaklama meşguldüm.

Ama tereddütlerimde, korkularımda boşunaymış. Anladığını sanmışım sadece. Yada anlayabileceğini varsaymışım korkabileceğimi hesap etmeden. Bir yanılsamadan ibaretmiş, hepsi bu.

Artık korkular yok, tereddütleerde. Beni ne sen anlayabildin, anlayabileceksin nede bir başkası. Zaten beklemek bunu bir başkasından beyhude olacak. Zaman varken kabullenmek lazım.

14 Haziran 2008 tarihli bir yazım, şöyle bir düşündümde hiç bir değişiklik yok hayatımda. Issız adam olmak istemiyorum oysa. Galiba biraz şanssızım hepsi o ...

Yine de dediğim gibi

Sensizliği çektim içime
başım döndü
Ama yeter bu kadar döndüğü

İmkansız bir görüştür. İmkansız yoktur! fikrini benimseyenler var hayatta nede olsa, enseyi karartmayalım.

Bana seni anlatmanı bekliyorum

Soruyorlar bana seni hep
varlığını önce
sonra nasıl olduğunu
bildiğim kadar anlatıyorum bende
bildiğim kadar ...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Tembellik

Çalışmak hakkında söylediklerimi ve son günlerde siteye olan ilgimi düşünüyorumda baya tembellik ettik. Ama yeni yazarlarımızında benimle birlikte uzak durmaları yazmaktan bu durumun acaba bulaşıcı birşey mi diye geçmesine neden oldu aklımdan. Belkide tüm sektörlerde yılın sonunun gelmesi ile birlikte işler yoğunlaşmıştır. Bu durumu takip ettiğim sitelerde de görmekteyim. Pek yazılmıyor bu aralar.

Yetişemeyeceğimi hayatta pek çok konuya anlamış durumdayım. Şanslı sayarım kendimi her daim. Öss tercihlerinde, üniversite ortamı ve arkadaşlarımda, iş yaşantımda sürekli olmasada şanslı olduğumu düşünmüşümdür. Ama son aylardaki gelişmeler ve Kurban Bayramından sonraki süreç artık dönüşümümü tamamlamak üzre olduğumu gösterdi bana. Doğup büyüyüp ölürler canlılar. Bende doğumdan sonraki evredeyim galiba. Uzun ömür istiyorum yaradandan ...

Yazıyı bitirmek niyetindeydim ama şöyle bir göz atınca çok gölgeli bir yazı olduğunu fark ettim.

Kış ayları uzun geceler sayesinde insanların kendilerine daha çok zaman ayırdıkları zamanları oluşturmakta. Bende bu yüzden daha çok yazarım diye düşünmekteydim. Keza herkesin öyle yapacağını umuyordum ama yukarıda da dediğim gibi herkeste yazımsızlık söz konusu. İş dünyasının koşullarına bağlamaktayım.

Hayata yetişemeyeceğimi anladım çünkü yetişemiyorum. Çeşitli imkanlar verilirse şöyle şöyle yaparım diye umardım. Ama öyle olmadığını gördüm. Hatta pek çok konuya yetişeyim derken hiç birisinin tam olmadığını gördüm ( tıpkı kişisel yaşantım gibi ). Yani tamam olması gerektiğinden daha çok konuya yetişiyorum. Ama bir o kadarıda sorunlu oluyor yada arkamda kalıyor. Bu iş dünyasının değişmez kuralında büyük yanlış demek. Çünkü patron biten işleri değil kalan işleri öğreniyor. Bu durumda bende işlerini bitiremeyen konumuna düşüyorum. Yani kendi elimlek endi kuyumu kazmaktayım. Patronum demek istemiyorum çünkü ben kendisine içtenlikle ABİ diyorum tavsiyelerinin değerini olgunlaştıkça daha iyi anlıyorum. Ama olgunlaşmak içinde galiba o yanlışları illa yapmak lazım. Velhasıl kelam düşlediğim yaşantıya ulaşmak konusunda izleyeceğim yolu sorgulamaktayım.

Tamamlamakta olduğum dönüşümde aslında bu konuyla ilintili. Özel yaşam ve iş dünyası aslında bir arada gitmekte. Yani birbirlerini etkileyen konular. Herhangi birisinde ki başarı yada başarısızlık diğerinde hemen etkisini göstermekte.

Birde ne kadar geveze olsamda çevremdekilere kendimi pek iyi aktaramadığımı görmekteyim. Bununla birlikte eksik yönlerimi ( o kadar çoklar ki ) algılıyor olabilmem ( ben iyi olduğunu düşünüyorum ) yeni bir evreye yani doğumu atlattığımı düşünmeye sevk ediyor beni. Bakalım zaman gösterecek, o halde; OYUN BAŞLASIN !

27 Kasım 2010 Cumartesi

Bilgi ve Emek Değerlidir

Bir konu hakkında bilgi edinmek çok kolaylaştı son teknolojik gelişmekerle birlikte. Ama bir o kadarda zor halen. çünkü çok fazla kaynak var. Hangisinin doğru hangisinin yararlı olduğu belli değil. Bu yüzden bilgiye olan saygı ve karşılığı her zamankinden daha çok artık.

"Ne ekersen onu biçersin" güzel bir atasözümüzdür. Teknoloji ile ilgili yaptığınız herşeyde de benzer durum geçerli. Yaptığınız herhangi bir uygulama çok kolay bir şekilde belirlenip şak diye karşınıza çıkarılabilir dikkatli olun derim.

Ogretmen Maaslari Az mi? ilk yazımız otokontrol ile ilgili. Ne demek istediğimi anlamak için yazının tamamını okumanız gerekli.

Flas Haber: Teknolojinin Gucu ikinci yazımız internet ortamındaki herhangi bir materyalin kaynağının nasıl bulunabileceği ve başınıza ne tür sorunlar açabileceği ile ilgili.

Son olarak bu yazıların yayınlanmasına sponsor olan insider trading sitesini tavsiye ederim.

4 Kasım 2010 Perşembe

böylesine sevmek....

bir kelebek ömrü kadarda sürse mutluluk,
Dileğim, Yanımdaki SEN olsan,
hüznümde , kederimde
ve de yüreğimi pır pır ettiren
küçücük sevinçlerimde
ellerimi her zaman tutacağına inansam,
düştüğümde beni ordan alacak,
alamasa bile benle beraber düşebileceğini bilsem,
bir annenin evladına inandığı gibi
beni hep sevip, koruyup kollasan...
buna güvensem,
hiç korkmadan omzuna yaslanıp huzur bulsam,

beni özlemenin bile güzelliğini hissetsen,
dilinin ucunda, aklının bir kenarında,
hayatının her anında
en basit bir olayda, aynadaki yansımanda
bir çocuğun gülüşünde,
bir annenin yavrusuna sarılışında,
arının çiçeğe konuşunda görsen beni!..

her anın olsam, her anım olsan,
karışsa hayatımız birbirine benlik kaygısı çekmesek..
sen ben olsan, ben sen olsam, BİZ olsak doyasıya...
sonsuza dek ayrılmasak bir saniye bile....
hayallerini gerçekleştiren prensesin olsam...
ve karşına geçip rüyalarında gördüğün güzel var ya
işte o benim, ve artık seninim desem...
o an parıldıyan gözlerini görsem...

ilkin, tekin ve sadece senin olsam,
en kıymetlin, üstüne titrediğin,
kaybetmekten korktuğun,
yaşama sevincin olsam,
YANİ;
ömrüme ömrünü katsan,
diz dize yaşlansak...
OLMAZ MI?

SAHİDEN ZOR BE KARAR VERMEK...

Hayatta bazı şeyleri seçemeyebiliriz. En baştan dünyaya gelip gelmemek istediğimizi kimse bize soramaz, ya da cinsiyetimizi, daha sonra nerde yaşayacağımızı en azından başlangıç için, içinde yaşayacağın ve onların eğitiminden geçeceğin aileni ve öğretmenlerini mesela... Ben çok iyi hatırlıyorum üzerime giyeceğim kıyafeti alma kararını bile normal insanlara göre belki de çok geç yaşta almaya başladım. Sanırım lise zamanlarımdaydı... Tabi ki şimdiki nesil bu durumdan biraz daha farklı, biraz daha kendi istekleri dile getirebilen, kendi kararlarını -sonuçlarına katlanamasalar bile- kendileri alabilmekte gibi görünüyor çevremizi biraz analiz ettiğimizde...Bu bir bakıma, insanların geleceği için, hayatı daha az hasarla yaşayabilmeleri adına umut verici geliyor düşününce... Çünkü kendi adına , kendi başına karar verebilmek, aldığın kararların arkasında durabilmek, sonunda sorumluluğunu taşıyabilmek erken yaşlarda öğrenilmediği sürece hayatın her aşamasında karşımıza çıkacak bu süreçte malesef tökezlememize sebep olacaktır. Düşününce küçük yaşlarda kendi yiyeceğimiz, giyeceğimiz gibi öyle çok da hayatı sonuçlar doğurmayacak kararları dahi kendi başımıza alamamışsak, ilerleyen zamanlarda hep birilerine muhtaç , kendine güveni az nesiller yetişmiş olduğunu görmemiz kaçınılmaz...Ve bir gün bu alışkanlığı kazanamadığımız için en önemli karar almamız gereken anlarda bile yüksek ihtimalle hatalar yapmak, hatta karar almakta zorlanmak , hayatının o dönemini ızrırap çekercesine yaşamak inaninki gerçekten çok üzücü... Bu nedenle , düşününce insan kendisiyle ilgili kararları almaya erken yaşlardan başlayıp bunu bir alışkanlık haline getirerek , kendinin farkına varmalı, bu sayede bir özgüven geliştirmeli ve aldığı kararın sonucu ne olursa olsun getireceği sorumluluğu gögüslemeyi bilmelidir. Mümkün olduğunca etrafımızdaki tanıdıklarımıza, hatta çocuklara, bu alışkanlığı kazanma imkanı sağlayalım diyorum. Böylece çok daha sağlam karakterli, kendiyle barışık, sorumluluk sahibi , vasıflı bireylerin yetişeceğine inanıyorum... Gelecek nesil bir şekilde bizlerle yönlenecek. Gerek okulda öğrencilerimizken, gerek evimizde çocuklarımız, akrabalarımızdan yiğenler, kuzenler, ya da sokakta gördüğümüz komşu çocukları olsun hiç farketmez.
Çünkü karar almak hayatımızın zor veya kolay her aşamasında hep karşımıza çıkacak. örneğin, eğitim alıp almamak isteği , almak istersen nerde olacağı sonra hangi işte hangi şartlarla çalışmak istedigine karar vermek, en önemlisi birlikte bir ömür geçirmeyi planlayacağın eşini seçmek... Bunlar sorumlulukları ağır yükler yükleyebilecek seçimlerimiz sonucu aldığımız kararlarımızdır... Bence, bu alışkanlığı kazanabimiş, kendine güveni olan, kendini tanıyan insan verdiği kararlar sonucunda genellikle yanılmayacaktır.
Tabi birde karar almamızı zorlaştıran imkanlar yada imkansızlıklar , sebepler konusu çıkıyor karşımıza. Sen kendine güvenip , değerini bilebilirsin belki ama bazen karar almanı etkileyen pozisyonlardaki etkiler ya da şahısların senin değerini anlayamaması söz konusu olabilir. Örneğin, bir işyerine mülakata alındınız. Hiçbir özelliğiniz olmasa bile ,hatta çok gereksiz olduğunu düşündüğünüz bir bölüm dahi olsa okduğunuz, bir emek harcanılarak, senelerinizi verecek bir fakülte bitirmişsiniz. Bu durumda karşınızdaki insandan aldığınız eğitime saygı beklersiniz değil mi haliyle! Ama malesef işveren bazı şeylerden nemalanmayı öyle güzel iş edinmiş ki kendine, karşınıza geçip, üniversitede aldığın eğitimi hiç saymıyorum, iş tecrübende pek yeterli sayılmaz diyip, normal mesai saatlerinin de üstünde, ne iş yapacağının belli bir tarifi bile olmamasına rağmen, sana asgari ücret teklif edebiliyor ya. Pes diyorum.. İşte şimdi imkanlar dahilinde karar verme süreci başlıyor. Ben kendimi tanıyorum ve bu maaşla burada çalışmayı kabul edemem diyip teklifi red de edebilirsin, ya da diğer taraftan gerçekten emeğe önem verilmediğini , iş piyasasının kesinlikle aşırı yüzsüzleştiğini , işsizliğin hat safhalarda olduğunu düşündüğün halde ve de belki de gerçekten ihtiyacın olduğu için hakkının bu olmadığını bildiğin halde imkanlar dahilinde kabul edeceksin. İşte karar alman gereken durumlara bir örnek. Siz olsanız hangisini yapardınız arkadaşlar? Konu ile ilgili öneri ve yorumlarınıza açığız...

3 Kasım 2010 Çarşamba

liberalizm hakkında

Liberalizm ile ilgili bilimsel bir proje ödevim olan makaleyi konu ile ilgilenen, ve araştırma gereği duyan arkadaşlara yardımcı olmak adına paylaşmak istedim...


LİBERALİZMİN GELİŞME SÜRECİ
Siyasal düşünceler tarihi incelendiğinde, 20. yy en ilginç ve en heyecan verici çağlardan biridir. Bu çağın en önemli siyasal teorileri içinde liberalizm, sosyalizm, muhafazakârlık ve faşizm sayılabilinir.
20 asır; 2 büyük dünya savaşı, bilim ve teknolojideki muazzam gelişmeler, insanların refah düzeylerindeki artış,’enformasyon devrimi’ ile dünyanın büyük bir köye dönüşmesi gibi nedenler ile insanlık tarihinin siyasi, askeri, sosyal teknik, bilimsel ideolojik açıdan önemli olaylarına tanıklık ettiği bir dönemdir.
20. yy.da siyasi teoriler
•Liberalizm
•Sosyalizm
•Muhafazakarlık
•Faşizm
•Komünizm
Liberalizm, Avrupa kaynaklı, İspanyolca’dan türetilmiş bir kelime olmakla beraber, aslı Latince’dir. İspanyolcadan İngilizceye geçmiş ve ilk defa 19. yüzyılın başlarında siyasi terminolojiye girmiştir. Bir görüşe göre, Adam Smith, Ulusların Zenginliği’ndeki ‘liberal ithalat ve ihracat sistemi’ ifadesiyle bu kavramı ilk kez kullanmıştır.
Zamanla kullanımı yaygınlaşan kavram, yüzyılın ortalarına ve sonlarına doğru siyaset sözlüğüne iyice yerleşerek, ‘laissez faire laissez passer’(bırakınız yasınlar, bırakınız geçsinler) ifadesinin yerini almış ve düşünce özgürlüğünü, ifade hürriyetini, basın özgürlüğünü ve serbest ticareti savunanların adlandırılmasında kullanılan etiket haline gelmiştir.

KLASİK LİBERALİZMİN FELSEFİ TEMELLERİ
Klasik liberalizmin biri siyasi diğeri ekonomik olmak üzere iki boyutlu bir gelişme süreci vardır. Siyasi boyutu doğal hukuk ve insan hakları teorilerinden oluştuğundan, felsefi temellerinin çok eski dönemlere doğru uzandığını görürüz. Liberalizm son derece zengin bir düşünce geleneğine, geniş ve derin bir entelektüel birikime sahiptir.

En çok tanınan ve üzerinde en çok durulan liberal düşünürler:
•John Locke
•Adam Smith
•David Hume
•Herbert Spencer
•John Stuart Mill
•Frederic Bastiat

JOHN LOCKE VE DOĞAL HAKLAR TEORİSİ
Locke yalnız yaşadığı devrin değil, özellikle 18. yüzyıl Liberal Okulu’nun bayraktarlığı olmuş, halkın egemenliği ve tabii haklar üzerinde duran 18. yüzyıl filozoflarının hemen hepsi Locke’dan esinlenmiş veya onun etkisi altında kalmıştır.
Locke’u böylesine önemli bir düşünür yapan ve liberalizmin kurucularından biri sıfatını kazandıran fikir; Locke’un sisteminde otoritenin yerini özgürlüğün alması ve bireysel hürriyeti siyasi teorinin merkezine oturtmasıdır.

JOHN STUART MILL, FAYDACILIK VE LİBERALİZM
Mill, 1863’te yayımlanan Faydacılık isimli eserinde, hazzın insan eylemlerinin başlıca motivasyonu teşkil ettiğini ve iyi düzenin en fazla sayıda insanın en fazla mutluluğunu sağlayan düzen olduğunu belirtir . Mill, liberal iktisadi sistemi bazı “adaletsizliklere” sebep olduğu düşüncesiyle devletin bunları düzeltmek üzere bir takım tedbirler alması gerektiğini kabul eder.

HERBERT SPENCER VE LAİSSEZ FAİRE LİBERALİZMİ
Liberal düşünce geleneği dışından liberalizmi eleştiren yazarlar, A. Smith başta olmak üzere hemen hemen bütün liberal filozofları “laissez faire”ci olmakla suçlarlar. Oysa liberal düşünürlerin çoğu, Smith dahil laissez faire’ci değildir. Fakat liberalizmin iki teorisyeni bu suçlamayı gerçekten hak eder. İngiliz düşünür Herbert Spencer ve Fransız fikir arkadaşı Frederic Bastiat. Bu eleştirinin dışında Spencer’e yönelik diğer eleştiri, sosyal Dervizim adı verilen yaklaşımı geliştirmiş olması.

KLASİK LİBERALİZMİN UNSURLARI
Klasik liberalizmin temel unsurlarının neler olduğu konusunda liberal düşünürlerin görüşlerine ve hangi noktaların özellikle vurgulandığına bakmak gereklidir. George Sabine hükümetin sınırlandırılması, özel teşebbüsün teşvik edilmesi, sözleşme özgürlüğünün mümkün olan en geniş ölçüde sağlanması şeklinde sıralar.
A. Belsey ise birey, seçme özgürlüğü, Pazar toplumu, Laissez faire, minimal devlet şeklinde sıralar. Bu konuda Heyek, Hume barış, adalet özgürlüğü sayarlar. Bu düşünürlerin birbiriyle mantıksal bağları olduğunu düşünürsek klasik liberalizmin 4 temel unsurunun olduğunu söyleyebiliriz. Bireycilik, özgürlük, kendiliğinden doğan düzen ve piyasa ekonomisi, hukukun hakimiyeti ve sınırlı devlet.

1. BİREYCİLİK
Liberalizmin tanımı bireyci bir toplum sistemi olarak bilinir. Smith’in, Spencer’ın, Bastiat’ın ve 20.yy liberal yazarlarının “birey” tanımı teorinin odak noktasını teşkil eder. Bireyciliğin tarihiyle liberalizmin tarihi aynı şeyi anlatır. Locke ile başlayıp 20.yy yazarlarına kadar uzanır.

2. ÖZGÜRLÜK
Liberalizmin en kıymet verilen değeri özgürlüktür. Özgürlük anayasa ve kanunları şekillendirir. Teori özgürlük etrafında şekillenir. 19. yy liberal yazarları, 20. yy yazarları Isaiah Berlin, Hayek, Mises, Friedman, Ayn Rand, R. Nozick, Murray özgürlük hakkında kitaplar yazıp, özgürlüğün liberalizmin olmazsa olmazı olarak nitelendirmişlerdir.

3. KENDİLİĞİNDEN DOĞAN DÜZEN VE PİYASA EKONOMİSİ
Liberalizmin temel unsurlarında biridir. Piyasa ekonomisi gerek liberalizm, gerekse liberalizme karşı yazarlarca sık kullanılan bir terimdir. Buna karşı kendiliğinden doğan düzen üzerinde az durulur.
Pazar ekonomisi, üretim araçlarının özel sahipliği altındaki işbölümü sosyal sistemdir. Özel mülkiyetin bulunmadığı bir sisteme Pazar ekonomisi denilemez. Piyasa ekonomisinde herkes kendi adına çıkarına davranır. Fakat bu çıkar diğer insanların ihtiyaçlarını gidermeye hizmet eder.

4. HUKUKUN HAKİMİYETİ ve SINIRLI DEVLET
Birey ve daha tehlikelisi devlet zor kullanarak insan haklarını ihlal etmeye adaydır. Sınırlandırılmamış, kurallara bağlanmamış bir devlet insan özgürlüğüne en büyük tehdittir. Klasik liberalizm devleti sınırlama ve kurallara bağlama amacına yöneliktir.
Liberal devletin sınırlılık niteliğinin “hukuk devleti” veya “hukukun hakimiyeti” kavramlarıyla ifade edilir.

GENEL DEĞERLENDİRME
• Liberalizm yalnızca ekonomik veya politik bir teori değildir. Bütüncül ve çeşitli yönleri bulunan bir sosyal teoridir. Liberalizm yalnızca belirli bir sınıfın yararına işleyen, onların çıkarlarını koruyan bir teori değildir. Örnek: “Burjuvazi”, “mülk sahibi sınıf” dünyada en zengin ülkeler liberalizm’le yönetilenlerdir. Liberalizm insanlara kendi iyilerini araştırmak, kendi amaçlarını seçmek ve kendi yöntemleriyle bunları gerçekleştirme fırsatı verir. Liberalizm bütün bireyleri, işçi – memur, iş adamı ihlal etmeksizin insan haklarıyla donatır ve haklarının korunmasını sağlar.

•Liberalizm ve demokrasi arasında ayrılamaz ilişki bulunur. Liberalizmsiz bir demokrasi olamaz. Bugünkü demokrasinin adı “liberal demokrasidir”. Liberalizm 17. yy ve 20.yy sonuna kadar belirgin bir süreklilik göstermiştir. Son 20 – 30 yıl içinde liberal olmayan siyasal ekonomik sistemler, özellikle otoriter veya totaliter sosyalizmle yöneltilen ülkeler, liberalizmle yöneltilen ülkelerden teknolojik, yüksek refah seviyesi, üretim boyutu, özgürlük, insan hakları ve amaç insan mefhumlarından çok geride bulunmaktadırlar.
Klasik liberalizmin makro düzeyde, yani dünya ölçeğinde ideallikten somut gerçekliğe, refah devletinin de minimal devlete dönüşmesinin önünde iki ciddi engel vardır. ilki ulusal savunma ihtiyaçlarının hala devlete çok önemli görevler vermesi, ikincisi liberal ülkelerle, liberal olmayan ülkeler arasındaki büyük gelişme farkının liberal ülkeleri ekonomik gerekçelerle insanların serbest dolaşmasını engelleyerek liberal olmayan politikalar izlemesidir. Bu engeller aşılmadıkça dünyanın herhangi bir yerinde klasik liberalizmin ideal ölçüler içinde hayata aktarılması çok zor görünmektedir

BİR PAYLAŞIM...

birini çok seversen bırakıp gidermiş
beni çok sevdiğini biliyom
avaz avaz sustuğumda kimse yokken
sen vardın hep yanımda
ama en sonunda senide bırakıp gidecem,
beni sevenleri bırakıp gittiğim gibi...
BENİM İÇİN YANAN BİR SEN VARSIN
ama üzgünüm...hayatım düzene girdiğinde yolları ayıracaz
yeter artık benim için yandığın..
seni sevmeeye devam edersem
bende yanacam ateşinde tutuşacam,kül olacam hemde...
daha fazla zorlaştırma artık,
ben seni unutmaya hazırımyol verdim sana,sende yol ver artık..

üniveristeden inşaat mühendisligini yeni bitirmiş olan
arkadaşım muharrem'in sigarasına yakarışı :)))
İlginç buldum , Paylaşmak istedim...

2 Kasım 2010 Salı

Rüyası bile kötü...

Vay be ben kimmişim , neymişim, aslında ne kadar da degersiz ne kadar da gurursuz ve de bir o kadar da koca bi hiç mişim.. Bende kendimi ne sanmışım... sevgi de yok saygı da deger, kıymet bilmek de , dolayısıyla huzur ve mutlulukta olmayacak.. Demek ki haketmiorum...Dogrudur... Ben neden hakedeyim ki mutlulugu.. Bunun için emek mi harcadım, sabır mı ettim, kaldıramıycagım yükleri de mi yüklendim, yeri geldi acıya da gülmeyi bildim mi,,,,Nerdeeee diyor beni en çok anlaması gereken! , en çok deger vermesi gereken, ugrunda fedekarlık yapılan nerdeee.. Ya tabi nerdeki bende o yürek...Haketmiyorsun kızım mutlulugu,,,haketmiosun, kimsin ki sen... Başta nelerin sözünü verdin ne yapıyorsun şimdi ne kadar da birikmiş hatalarım meger... Saygısızın, deger kıymet vermeye degmeyen önemsizin tekisin...Sen kimsinki gururdan bahsedebilesin. Eee sürekli ayaklar altına aldırabilirsen kimse bir gururun oldugunu düşünmeyecektir tabi... vay beee meger ne kadar da aptalmışım.. sevginin gücünü fazla önemsemişim, şimdi dövün dur bakalım...Kimse seni sevemez annen gibi...Ya da bilmem kimse sevmez işte kim gibi oldugu da önemli diil...Belki de hiç kimse sevmiyordur..Sevilecek bir tarafın yok ki demek...Bi kez en başta esir olacagım herşeye gögüs gerecegim öldürsen canın sagolsun diyecegim herkese herşeye amenna diyecegim diye söz verdin ya bikez...Niye tutamazsınki sözünü...Eee böle olur işte hakediosun bunları.....Herkes sütten çıkmış ak kaşıktı ya zaten...


Sonra birileri çıkıp herşeyi dört dörtlük layıkiyle yerli yerince yapmış gibi şu da sana düşer, sen yapmalısın der...Sonuç ne? tabiki hüsran...olsun sen kaşındın..halbuki herşey anlatılmıştı sana...dimi yaa o yüzden mahkumsun ömür boyu muhabbet hapise...hayırlı ugurlu olsun hücrende ömür boyu zindan gecelerin....hayırlı olsunnnn.....Huçkırıklar ve kan ter içindeyken annemin sesiyle uyanıverdim uykumdan... Baktım sağıma soluma, yalnızım kimsecikler yok yanımda tartıştığım falan. Derin bir ohh çektim içimde, kalktım yüzümü yıkadım ve çok şükür hepsi rüyaymış diyip teselli ettim kendimi...Koştum anneme sarıldım, iyiki varsın canım annem , iyiki yanımdasın... Rüyası bile kötüydü yaşadıklarımın, Rabbim kimseye yaşatmasın en sevdiği kişi tarafından, beklemediği şekilde hakir görülmek... Kimse rüyasında bile yaşamasın inşallah...


1 Kasım 2010 Pazartesi

ADSIZ....

insanları tanımak mı hiç sanmıyorum, cigerini bilirim dedigin kişiyi bile aslında hiç tanımıyor olabileceginizi iddaa etsem? kim itiraz edebilir ki!..
Var mı hayatta kendim kadar iyi tanırım, her anını , her düşündügünü, aklından geçenleri , olaylara verebilecegi tepkileri bile kestirebilirim diye emin olduğunuz insanlar? Bir düşünelim bakalım , ne kadar zamandır tanıyor olabilirsiniz onları? Ya da zamanın bir önemi var mıdır kişiyi tanıyor olabilecegini düşünmekte.. Ne kadar sürer mesela 6 ay , 1 yıl , kimine göre 10 dakikada. Öyle ya çağımızda müneccimlik yapmak gibi kişinin bir ömrünü , tecrübesini , hayat hikayesini tek sayfa kağıt parçası üzerinde özetleyip adına CV dedigimiz , hayatımızda yeni bir döneme girmemizi saglayacak, iş başvurularında kendimizi tanıttığımız kagıt parçasını incelemek 5 dk. , önemli bir pozisyon için bile alınacak personel ile yapılacak mülakat ise en fazla 30 dakika..Aaaa lütfen, bir kişiyi işe alırken onunla evlenmeye karar verecek kadar çok iyi tanımamız da gerekmiyor ya, ayrıca mülakatlarda geçen süre profesyonel bir insan kaynakları uzmanı tarafından gerçekleştirildiğinde gayet yeterli bir süreç olabilir diye içinizden geçiriyor olabilirsiniz. Kesinlikle doğruluk payına bende katılıyorum. Ama dediginiz gibi gerçekten bu işin profesyonel kişiler tarafından, profesyonelliğe uygun koşullarda yapıldıgına inandıgımız sürece. Malesef güzel ülkemde iş başına geçen , hemde gerçekten önemli pozisyonlara geçen insanlarımızı çoğu, ya patronun akrabasıdır - iş ile uzaktan yakından alakası olmasa dahi- ya da yüksek yerlerde tanıdıkları olan önemli şahsiyetlerdir!.. Degil mi ama bana arkadaşını söyle , sana kim oldugunu söyleyeyim sözüne mutabık kalınıyor zannımca..
Neyse gelelim gerçek hayatta , iş ortamında, ailenizin içinde, arkadaşlarınızın arasında, dostlarım dediginiz kişilerde var mı gerçekten sonsuz güvenip , gerçekten çok iyi tanırım , her halini bilirim diyebilecegimiz şahıslar..
Onları da geçtim, ben en çok iki yüzlü olabilen insanları anlayıp, çözemedim bir türlü. İnsan bünyesi nasıl kaldırabiliyor yüzüne gülüp, arkandan sülalene rahmet okuyabilecek kadar aşağılık bir yapıyı ya..Rabbim bizi böyle kişilikler olalım diye yaratmamıştır eminim ki!... burdan da anlaşılacağı üzere dürüstlük zor bir erdem olmuş vesselam... Bir insan kendi çıkarları uğruna nasıl olabiliyor da bu kadar çirkinleşebiliyor anlayabildigimde bu konuyu da ayrı bir yazımda detaylandırarak paylaşmayı istiyorum...

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu

Herkesin bildiği gibi YouTube uzun süredir sansüre maruz kalıyordu. Nihayet bu kötü durum değişti ve sansür kalktı. Ama bu olumlu gelişmenin altında yatan çeşitli karanlık olaylar var gibi. YouTube un kapatmaya sebep olan videoların telif hakkı sebebiyle siteden akldırılmasıyla ilgili yaptığı açıklamalar ve işin soruşturulacağı bilgileri bu duruma bir örnek.

Camianın ( basın - yayın ) içinden biri olan Yiğit Bulut un sansürleri teşvik eden söylemleri henüz unutulmamıştım sanırım. Birde bu söylemleri destekler nitelikte ki Bülent Arınç ın açıklamaları işin tuzu biberi olmuş durumda. Zaten Anayasa değişikliği, demokrasi, eşitlik gibi söylemlerle asıl niyetlerini süslüyor görüntüsü sergileyen yasa yapıcıların bu tarz uygulamaları mevcut şüphelerin inandırıcılığını arttırmaktan başka bir işe yaramıyor gibi. Zira YouTube ta olduğu gibi isteyen bir yolunu bulup ulaşabiliyor siteye. Başbakan ımızın ne yasağı, engeli ben YouTube a girebiliyorum tarzı söylemini hatırlatmama gerek zor her halde.

Yinede hayırlı olsun sansürsüz YouTube.

Teknoloji

Gelecek hakkında o kadar varsayım söz konusu ki hepsini takip etmek takip ettiklerin hakkında yorum yapmak pekte mümkün değil. Zira YÖK Başkanın bile kendine özgü bir yorumu vardı. Matrıx ler, Başlangıçlar, Denizler altında 20.000 fersahlar, zamanda yolculuklar yada uzaylı istilaları gibi pek çok fikir kitap veya sinema aracılığı ile yaygın şekillerde irdelenmekte. Bunların hepsi konusunda fikir sahibi olmak doğal olarak zor. Ama elle tutulur şekillere büründürülmüş olan şeyleri gördükçe hayal gücü gelişmekte insanın. Mozilla nın Seabird ürünüde buna güzel bir örnek.

Kim tahmin edebilirdi ki ceptelefonlarının varlığını bundan 20 sene önce yada küçücük bilgisayarların yapılabileceğini. Atatür ün Hatay hakkında ki hayelleri öldükten sonra olsada gerçekleşti. Yani illa bizim başarmamız şart değil. Başlangıcı yaparsak yani suyun yönünü belirlersek gerisi bir şekilde gerçekleşir.

Böylesi gelişmeleri yaşamanın yollarını aktarmaya çalıştığımız yazılar;

Ar-Ge mi, O da nesi_??

Çalışmak