17 Ekim 2010 Pazar

Yaşamın Amacı

“Koş dedi bir ses ve başladım koşmaya. İtaat ettim, hiç tereddüt etmeden ve şüphe duymadan. Yorulsam da, nefesim de kesilse, acısa da ciğerlerim, yansa da tabanlarım dur deninceye kadar koştum. Bilmediğim yerlerden de geçtim, bildiklerimden de. Tanıdıklarımda oldu, tanımadıklarımda. Sevdiklerim oldu sevmediklerim olduğu gibi. Kaybettiklerim oldu acısına dayanamayacak kadar ama ben durmadım, hep devam ettim koşmaya. Dur denildiğini duyuncaya kadar koştum.”

“Oku” ile başlar Kuran-ı Kerim, hayatta koş ile başlar ve dur ile biter. Nereye, neden ve neye koştuğumuzu bilmeden koşarız genelde. Her koşunun bir amacı vardır oysa. Altın madalya kazanmak, spor yapmak yada yetişmek için bile olabilir bir otobüse. Ama mutlaka bir amaç içerir. Hayatında bir amacı olması gerekmez mi!

Sorulması gereken sorulardan birisi; bu amaç bize verilmiş midir?. Saklı mıdır içimizde zaten! Yoksa biz mi kendimize bir amaç ediniriz, yaşadıklarımız doğrultusunda oluşan.

Toplumun zamanla değişen değerleri vardır. Ve hiç düşündünüz mü bilmem ama toplumu yönlendiren unsurlardan biriside sizin sergilediğiniz kararlardır. Mesela ülkemizde doktor, hakim, öğretmen vb. devlet memurluklarına olan talep mühendis veya işletmeci olmak isteyenlerin sayısını aşmakta. Hangi mesleği yapıyor olursanız olun sizin o mesleği yapmanızın nedeni bir başkasının o mesleği seçmemesi yada sizin bir başkasından önce onu seçmiş olmanız. Yapmış olduğunuz bir seçim gençlerin ileride o mesleğe yönelmelerine sebep olabilir, bir başkasına yönelmemelerine sebep olabileceği gibi. Yani tercih ettiğimiz hayat aslında başkalarının tercihleri doğrultusunda şekillenmiştir. Ve eğer hayatta ki amacımız bizim yaşamımız süresince edindiğimiz deneyimler yada başımızdan geçen olaylar doğrultusunda şekilleniyorsa, bu bizim amacımız olmaz. Toplumun bize dikte ettiğidir. Ama yaşamın kendine has bir amacı olması gerekmez mi? Toplumların değişiminden etkilenmeyen, bireylerin tercihlerinden bağımsız kalan.

Tüm toplumların zaman içerisinde ki değişimleri incelendiğinde karşımıza çıkacak tek ortak unsur vardır; Din. Ve eğer insanlığın tarihinden kesitler alındığında karşımıza çıkacak tek ortak nokta din ise hayatın amacı da bu unsurun içerdiği bir kavaram olması gerekliliği yadırganamaz. Ve tüm dinler istisnasız sonsuz yaşamı vaat ederler. Ki hayatın amacı da ölümden sonra var olan yaşam olmalıdır. Ruhun bedenden ayrılmasından sonra devam edecek olan.

İnsanoğlunun sahip olduğu iradenin idrak edemeyeceği kavramlardan birisi sonsuzluk ve sonsuz yaşamdır. Bu yaşama şüphe ile yaklaşanlar olmuştur hep, bundan sonra da olacağı gibi. Acaba haklı olamazlar mı? İnsanoğlunun ölümden sonra yaşamaya devam ettiğine inanmak için uydurduğu bir varsayım.

Evet cevabının buraya uygun olmadığı yukarıda uzun uzun anlatılmış durumda. Eğer bu hayatın gerçek amacı ölümden sonra var olan yaşam olmasa idi, zaten bu zaman içerisinde unutulmuş bir kavram olurdu, toplumun diğer kalıcı olmayan değerleri gibi. Ana fikir çok basit, dinlerle ilgili her şeyi bir kenara bıraksak dahi, binlerce yıla yayılan insanlık tarihinde tüm sınavları geçmiş tek bir olgu varsa bunun bir anlamı olduğunu görmek gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder