24 Ekim 2010 Pazar

İNANMASI OLDUKÇA GÜÇ...

Güzel başlayan günüm duyduğum haberle yerini tasaya bıraktı. İnanamadım önce nasıl olabilir dedim. Yalandır, yanlış duymuşum ya da yanlış anlamışımdır dedim. Ama ne yanlıştı ne de yalan. Köyümüzün başkanı bıçaklanarak öldürülmüştü.Üstelik bu sefer rüya da değildi.Daha kırk yaşındaydı, evinde onu bekleyen öpücüğüyle yatağa yollayacağı dört tane çocuğu, dünyalar tatlısı bir eşi vardı. Ama bu gece gidemedi evine. Çocuklarını kucaklayamadı. Öpemedi onları doyasıya. Eşini göremedi, ona sarılamadı. Gününün nasıl geçtiğini, neler yaşadığını anlatamadı. Çünkü eve gelmedi, gelemedi. İnsan canını hiçe sayan, vicdana sahip olmayanlarca bıçaklandı hem de kalbinden. Kimsenin kötülüğünü istemediği karıncayı bile incitmesine izin vermeyen kalbinden.
Bu kadar kolay mıydı bir insan hayatına kıymak? Bu kadar basit mi dört çocuğu babasından mahrum etmek? Adil mi peki gencecik bir eşi, eşinden alıkoymak? Hangi adalet verebilir o masumların babalarını geri? Hangi adalet geri getirebilir o kadının eşini?
En acısı uğruna kendini feda eden köylünün yanında olmaması. Başına gelenleri sadece seyretmesi. Hatta ve hatta jandarmanın elinde bıçaklanması onun kucağında can vermesi. Olacak şey mi? Jandarma, koruyucu güç güya? Canını malını koruması gereken.Ama onlar ne yaptı: üç dört çapulcuya meydanı boş bıraktı. Bu kadarla da kalmayıp onların kaçmasına izin verdi. Üstüne yaralı başkanı takip etme cesareti verdi.O kadar ki kaldırıldığı hasteneyi basmalarına, camlarını indirmelerine bir şey demedi. Nasıl oluyor bu anlamıyorum. Herkesin gözü önünde yaşanan bir olayda hem jandarma hem köylü nasıl sessiz kalabiliyor, nasıl göz yumabiliyor, aklım almıyor. Bu denli kaybetmiş olamayız insanlığımızı. Kaybetmiş olamayız vicdanımızı. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyemeyiz. Bugün onun başına gelenin yarın bizim başımıza gelmeeyceğinin kim garantisini verebilir, söyler misiniz bana?
Öyle cesaretliler ki hastane basmaya, jandarmanın elinden kaçmaya korkmuyorlar. Öyle vicdansızlar ki bir insanın ölümünü umursamıyorlar.
Nasıl olur hala aklım almıyor. Nasıl koca halk üç kişinin hakkından gelemez? Nasıl jandarma bu kadar kayıtsız kalabilir? Sıradan biri değil bahsettiğim. Bir kasabanın BELEDİYE BAŞKANI...Biliyor musunuz acıdım doğup büyüdüğüm kasabanın halkına.Acıdım kendime. Utandım kasabamdan, kendimden.
Bunun için mi çabaladı bunun için mi feda etti, geride ne bıraktığını düşünmeden diyorum şimdi. Gençliğini bu kasaba için mi harcadı? Evlatlarını bizim için mi yetim bıraktı? Bunları düşündükçe daha kötü oluyorum. Engel olamıyorum gözyaşlarıma. Eşinin yerine koyuyorum kendimi, çocuklarının yerine; işte o zaman daha çok sızlıyor vicdanım, daha çok yanıyor canım.
Katil zanlıları, onların ailesi barınmasın istiyorum artık köyde. Bari bu konuda duyarlı olalım.. Asıl onlar yaşamaya devam ederlerse köyde ellerini kollarını sallaya sallaya, asıl o zaman yazıklar olsun bize.
Biraz olsun saygı duyalım başkanımıza, kendimize..
Mekanın cennet olsun başkanım. Ailesine baş sağlığı diliyorum... Bir parça da olsa insanlığımızı kayetmediğimizi düşünerek tüm halkımı duyarlı olmaya davet ediyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder