28 Ağustos 2010 Cumartesi

Yaşam kalitesi

Hayat öyle bir düzen içermekteki bu düzenin dışına çıkmak nerede ise imkansız. Bakmayın öyle radikal olduğunu idda edenlere. Onlar sadece hayatın kendilerine imkan veridiği ölçüde radikalller.

Hindistanda ki kast sistemi hakkında çoğu insanın bilgisi vardır. Bence modern toplumların tamamında aynı kast sistemi uygulanmakta. Nasıl diye soranlar ya çevrelerine bakmıyorlar yada baktıklarını görmüyorlar. Doktorlar sitesi diye onlarca isim vardır mesela yada öğrenci mekanı, mahallesi, bölgesi diyede. Öğretmen evlerini unutmamak lazım. Lojman kelimesinin başına koyabileceğimiz o kadar meslek ismi var ki saymakla bitmez.

Kendi adıma mühendislerin üniversite eğitimi almış diğer meslek gruplarından farklı olduklarını, bu fark hem olumlu hemde olumsuz, düşünürüm. Ve çevremde bu tarz insanların bulunmasını isterim. Yani dillendirilmeyen toplum kurallarından biriside galiba bu. Senin gibi düşünen ve benzer ölçütlerde olan insanlarla yaşamak. Sosyal çevreni buna göre belirlemek.

Bu durumun sebebine gelince; insan olmak. Evet bu sorunun cevabı sadece insan olmak. İnsanoğlunun yaşadığı çevreyle etkileşimi düşünülünce verilebilecek en mantıklı cevap bu gibi görünüyor. Farklı çevreler, toplumlar ve şartlar için şekillenemiş ve hepsi doğru olan farklı cevaplar var çünkü.

Bu yazıya başlarken 70 Saat Kurali Nedir? ve Akademisyen Olmak Icin Ne Gerekir? paylaşımlarına değinmek ve Ramazan ayı ve Oruç yazımda da belirttiğim gibi çalışmanın önemine değinmek istemiştim. Yukarıda bahsettiğim düzenin içinde yer alıp fark yaratmak için öğrencilik ve gençlik yıllarında neler yapabilirize getirmek niyetindeydim lafı. Ama nereden nereye geldik. Zaten bağlantısını verdiğim yazılar bunları çok güzel bir şekilkde yapmaktalar. Yinede güzel yazı oldu gibi...

26 Ağustos 2010 Perşembe

Hrant Dink davası ve AİHM

Başlık Rıza Türmenin başlattığı bir yazı dizisine ait. Hrant Dink cinayeti ve AİHM kadar uzayan yargı sistemiyle alakalı güzel bir yazı. Ama itiraz etmek istediğim bazı noktaları var. Öncelikle henüz tükenmemiş yargı yollarının olmasına rağmen AİHM e gidilmiş olması eleştiriye açık. Hemen belirmek isterim AİHM eğer soruturma savsaklanıyor ve baştan savma şekilde ilerletilmiş yada ilerletiliyorsa ülke içinde ki yargı yollarının hepsinin denenmesinin gerekli olmadığını söylüyor. Anlaşılan Dink aileside soruşturma konusunda ört-bas edilme durumunun var olduğunu düşünüyorlar ve haklı sayılırlar. Her türlü pisliğin Ergenekon çetesinin üstüne atıldığı şu dönemde cinayettede soruşturmada da yine bu çetenin parmağının olduğu savunılabilir. O yüzden bu konuda pek bir ilerleme kaydadilebileceğini düşünmüyorum.

Zaten değinmek istediğim konu bu değil. Ben bu davalarında Dink ailesini destekliyorum. Gerçi ülke içi yargı yollarının hepsini denemelerini AB üzerinden yetkililere siyasi bir baskı yapmamış olmalarını dilerdim ama ülkem yöneticileride aski durumda pekte oralı olmuyorlar buda bir gerçek. Yani bu davalarını destekliyorum. Lakin AGOS gazetesi başyazarı ve yayın yönetmeni olarak yazdığı yazılar ve söyledği sözler hakkında açılan davalar konusunda soru işaretleri var kafamda. Tamamının Vikipedia da olduğu alıntı ne demek istediğimi göstermekte:

Ermeni Diasporası'na 1915 olayları için soykırım kelimesini içermeyen daha yumuşak muhalefet yürütmeleri çağrısında bulundu. Bunlara karşılık 2002 yılında Urfa'da verdiği bir konferansta "Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim" dediği için "Türklüğü aşağılamaktan" üç yıl yargılanarak, beraat etti. 13 Şubat 2004'te yayımlanan bir makalesindeki 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur." sözleri nedeniyle 301. maddeden "Türklüğe hakaret" suçlamasıyla yargılandı ve aksi yönde verilen bilirkişi raporuna rağmen 6 ay hapis cezası aldı ancak cezası ertelendi. Dink, bu dava için AİHM'ye başvurmaya hazırlanmaktaydı. Dink' in yargılanmakta olduğu iki dava daha vardı.

Atatürkün sözlerini almış Ermenistana uygulayıp tekrar etmiş. Bumudur aydın kişilik. Asil damarmış. Neyse ben kendi adıma bu sözlerle yargılıyorum Hrant Dink i ve hakkında açılan davayı Türklüğü aşağıladığı kararına bağlıyorum. Benim neznimde sonuç budur. Ölmüş birisinin arkasından yapılacak tek şeyde bu olsa gerek. Mezardan çıkaracak halimiz yok ya. Ama ailesinin öyle bir düşüncesi var gibi. Haklı bulduğumuz yaşama hakkının ihlal edilmiş olduğu cinayet davasının yanına bunuda sıkıştırmışlar. Tebrikler tam bir şark kurnazlığı. Daha ülke içi yargı yollarının bitmediği bu davayıda haklı oldukları cinayet davasına yamamışlar. AİHM de bu iki davayı birleştirivermiş. Sinirlenmemek elde değil. Adalet aradıklarını söylüyorlar ama adaleti sadece kendileri için var sanıyorlar. Ayıptır.

Bu tarz eleştilere cevaben çoğu kişi batının özgürlüklerinden bahseder. Böyle kişilere cahil kalmış toplumum cevap veremiyor. Ama bir bilse özgürlük dedikleri bu tarz eleştirileri entellektüel geçinen Hrant gibi önemli yazarların değilde basit birkaç bin kişiden fazla kimsenin takip etmediği kişilerin yaptıklarını. Nasılda tokat gibi verir böylelerine cevabını. Vatan bilincinin, birlikte yaşama bilinci olduğunu o çok sevdikleri batıda bilmiyorlar mı sanki! Ama adaleti istedikleri gibi kullanan sözde entellektüellerimiz ifade özgürlüğünüde böyle değerlendiriyorlar. İfade özgürlüğü tüm ülkenin az çok bildiği birinin çıkıp 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur." demesi kadar rezil bir durum var mıdır? Herhangi bir yazar çıkıp sadece Türk ve Ermeni kelimelerinin yerlerini değiştirip aynı şeyi söylese kıyamet kopmaz mı? Siyasi liderler arasında alevlenen soy-sop atışması buna harika bir örnektir. Özgürlükmüş özgürlük sadece azınlıklara tanınan özgürlük istemiyorum ben. Ve artık bu ülkeyi seven ve düşünen insanlarında eğitim almasını ve meydanı bilgili birikimli akıllı ama kimlere hizmet ettiği belli olmayan böyle kişilere bırakmamasını istiyorum. O günleri özlemle bekliyorum.

Ayrıca ben oturup kürt-türk-ermeni gibi konuların halk arasında gayet medeni bir şekilde tartışıldığına çok kez şahit oldum. Pek çoğunada iştirak ettim. Ama yukarıda da belirttğim gibi önde gelen kişilikler bu tarz ırkçı söylemlerde bulunur ve siyasi liderler ve başka önde kişilerde benzer tepkiler verirlerse elbette ülkemin çeşitli yerlerinde ırkçı çatışmalar vuku bulur. Saçma sapan açıklamalar olmasa bu ülkedeki çoğu insan yaşamından gayet memnun.

Son olarakta bu olayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül e kadar uzamış olması. Ya kardeşim bu ne basiretsizliktir. Sen koskoca Cumhurbaşkanısın bilmeme kimin kardeşi ile baş başa görüşüyorsun. Hiç mi işin gücün yok. Bizim şirkette bile ben patron yada müdürle çok az şeyi konuşurum. Sırdan soru yada sorunlarla gittiğimde tepki alırım. Ülkemin onlarca derdi var. Git onlarla ilgilen. Hem kat be kat daha çok kişiyi ilgilendiren hemde bu ülke için yararlı şeyler yapan insanların sorunlarıyla ilgilen. Gönder bir tane yetkiliyi görüşsün. Savunmanı mı geri çekeceksin özür mü dileyeceksin o kişi aracılığı ile yap işte. Ona buna yaranmaya çalışmanın ne anlamı var. Birde derler şöyle ülkeyi böyle ülkeyiz. Kandırmayın kendinizi halen ona buna yaranmaya çalışıyorsunuz. İnsanlara hele ki böyle insanlara hak ettiğinden fazla değer verirsen elbette böyle olur. Daha çok sürünürsünüz, sürünürüz.

Çok daha güzel günlerin geleceği hayali ile

Bilim


Çirkin kadın yok az alkol var. Bu mu şimdi bilim. Asabım mı bozuk nedir herşeye sinirleniyorum. Adamların işi gücü yok bilim diye bunu araştırmışlar, bizim bilim severlerde haber yapıp yayınlamışlar. allah akıl fikir versin.

Elbette sinir sistemini etkileyen, algıyı düşüren alkol alındıkça ve etkisini gösterdikçe karşısındakini güzellik konusunda incelemekten aciz kalacaktır kişi. bunun için araştırma yapmaya büyük bir şeymiş gibi uğraşmaya ne gerek var. Sonra AB, ABD ekonomik olarak zor dönemler geçiriyor dersiniz. Elbette öyle olur. Elin Çinlisi, Hintlisi gece gündüz çalışsın sen böyle boş şeylerle uğraş. Boşuna dememişler kalayi içten fethetmek lazım diye. Bunlarla uğraşmaya gerek yok ki. Kendi hallerine bırak, zaten sonları ortada.

Ramazan ayı ve Oruç

Uzunca bir süredir yazamıyorum. Ve belli dönemlerde yazmaktan ve siteden uzak kalma durumum kendim hakkımda eleştiri yapmam ve daha dikkatli davranmam konusunda iyi bir vesile oldu. Tamam belki okumaktan ve takip ettiğim site ve yazarlar yada konulardan uzak kalmıyorum ama spordan, arkadaşlardan yada siteden uzak kalmakta yaşamım hakkında çeşitli sorunların olduğunun güçlü göstergeleri.

Yaşamak çok güzel. Hayatın sunduğu dünyevi o kadar çok şey var ki onlardan uzak durmak ve bilgiye paylaşıma çalışmaya zaman ayırmak özveri gerektiren bir durum. Hele ki İstanbul gibi bir şehirde yaşıyor olmak bunu çok daha zorlaştırıyor. Ama zaten bu yaşam bir sınav ise ne kadar zor olursa o kadarda çok mukafat olmaz mı!

Malum Ramazan ayındayız dünya hayatından sonraki ahiret için çalışmak için en uygun ay. Ama gerek hava şartları gerekse uzun gündüz süreleri oruç tutmak gibi bu ayın en domine ibadetini ifşa etmekte büyük engeller. Artık yaradan ile kul arasında ki muhabbete kalmış bir durum. Allah ibadetini yerine getirmeye çalışan kullarına yardımcı olsun.

Konuyla alakalı olarak değinmek istediğim bir konuda oruç tutan kişilere olan toplumsal yaklaşımın nasıl olduğu. Son yıllara muhafazakar kesimin zenginleştiği, güçlendiği ve kalabalıklaştığı Türkiyemde artık oruç tutanlara değilde tutmayanlara tepki gösteriliyor sanki. Gerçi bu durum kutuplaşmakta olan ülkemde hangi kutba yakın olduğunuza göre değişmekte elbette. Tabi ki belli iş kollarında yada meslek gruplarında oruç tutanlara olumsuz yaklaşımlar olabilmektedir. Oruç tutmadı diye takımdan kovuldu haberir bu duruma güzel bir örnek. Nasıl bir kutuplaşma yada baskı rejimi mevcutki bir futbolcu oruç tutmadı diye takımdan kovulabiliyor. Ülkeminde zamanla böyle bağnaz ve hoşgörüden uzak bir yer olmamasını dilemekten başka birşey gelmiyor elimden.

Tutan tut(a)mayan herkesin Ramazan ayı mubarek olsun

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Bir yerlerden Tanıdık Geliyor

Haber ülkemize Amerikadaki Silikon Vadisi benzeri bir Bilişim Vadisi yapılmasının gerekliliğinin üstünde durmuş. Ar-Ge mi, O da nesi_?? yazımda fikirlerimi dile getirmiştim zaten. Tekrar etmek istemiyorum. Ama yazının ana temasının Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün projeye sahip çıkması ( ! ) üzerine kurulmuş olması kendimi tutmamı engelliyor. Sanki Sayın Bakan kendi cebinden para koyuyor işin ilerlemesi için, benim verdiğim vergileri çar-çur etmekten başka bir şey değil yaptığı oysa.

Ekonomitürk sitesinde Ülkerin dünyaca ünlü çikolata şirketi Godiva alışından da bahsettiği Greenpeace’in Nükleer Enerji Zararsızdır Kampanyası yazısını mutlaka okumanızı öneririm. Ayrıca fırsata dönüştürelim dediğimiz kriz döneminde çikolata şirketi yerine neden dünyada ikinci en büyük işlemci üreticisi AMD gibi bir şirketinin piyasa değerininde birkaç milyar doları geçmediği bir ortamda satın alınmadığı ve hazır teknolojinin Türkiyeye neden getirilmediğide büyük bir soru işareti. Özür dilerim çikolatayı ne kadar sevdiğimizi unutmuşum_!!!


Karadenizli

Karadenizli olmak bir ayrıcalıktır. Karadenizli gibi düşünmek, davranmak ve yaşamak sonradan edinilecek özellikler değildir. Bunları neden söyledim, haber Rize de miras olan bir evin bölüşülme şeklini göstermekte. Gerçekten pratik bir çözüm üretilmiş. Bunun gibi pekçok haber var Karadeniz ve Karadenizliler ile ilgili. Benim hatırladıklarım arasında; dağın başında imalatı yapılan bir teknenin denize ulaşımının neredeyse imkansız oluşu, daha yavru iken çatıya çıkarılan büyükbaş hayvanın vinçle indirilmesi ve herkesin çok iyi bildiği gibi bilmem kaç metre geride dinlenme tesisi gibi haberler var.

Karadenizli arkadaşlar alınmasın toplumumuzda böyle genel bir yargı olduğu ve bu yargıyı doğrulayacak haberi görünce paylaşmak istedim. Hele bir Egeli olunca bu tarz haberlere daha bir ilgiyle yaklaşıyor insan.

Futbol

Dünya kupası ile ilgili takım kadroları açıklanmadan önce çekilen reklemlarda bulunan Brezilyalı oyuncuların kupada yer almamaları şaşkınlık yaratmıştı. Brezilyanın kupada başarız olması ile bu şaşkınlık tepkilere dönüştü ve Dunganın istifası ile sonuçlanmıştı.

Başarısızlıkların ilk adresinin teknik adam( lar ) olmasını genelde yadırgarım. Zira ülkemizde de benzer uygulamalar gündeme gelmekte. Yani yanlış transfer yapan yönetim, formunu koruyamayan oyuncu yada yaşanan sakatlıklar gibi çeşitli sebepler neden ilk sırada gündeme gelmez anlam veremem. Galiba bir suçlu göstermenin ve işten sıyırmanın kolay yol olmasından ötürü.

UEFA nın İspanya ligini 5. sırada bitiren ve eski adıyla UEFA kupası yeni ismiyle Avrupa Ligine katılmayı hak kazanan Real Mallorcayı 90 milyon Avro borçlu olduğu için kazandığı hakkını kullanmasına izin vermeyişinden bahsetmek istiyorum. Anlaşılan büyük paralar harcanmış ve gerçekten zorlu bir lig olan İspanyada 5.lik gelmiş. İddaa seven ve oynayan birisi olarak evinde 1 yada 2 malübiyeti bulunan Mallorca takımını yakından takip etmişliğim var. İyi bir sezon geçirdiler. Avrupa Ligine renk katacaklarını düşünüyordum. Şu ana kadar hocası ve oyuncuları ile herhangi bir sorunu olmayan ve ciddi bir başarı elde eden takımın nasıl bir ruh hali içinde olduğunu merak ediyorum doğrusu. Yani para harcayıp başarı elde etmekte yetmeyebiliyor. Yapılan harcamaların geri dönüşünün sağlanması gerekmekte. Buda bize başarısız olan takımlarda daimi olarak suçlu gösterilen hocaların doğru adres olmadığının güzel bir kanıtı.

Deniz Gökçe futbolada sık sık değinen bir ekonomi yazarıdır. Özellikle Fenerbahçe konusunda bazen yıkıcıda olsa genelde yapıcı eleştiriler kaleme alır. Fenerbahçenin, Galatasarayın ve Beşiktaşın borçlarıda bir hayli kabarık durumda. Bir Fenarbahçeli olarak tesisleşmenin yararlarını 26 kulvarda yarışan bir spor klubüne dönüşmek olarak gördüğümü belirtmek isterim. Ama halen alınan çeşitli kararlarda ve yöneticilik adına yapılan hatalarda eleştirlerimi dile getirmekten çekinmiyorum. Sırf inat uğruna gönderilen ve küstürülen sporcular ve teknik adamlar ve devamında gelen yanlış kararlar. Neyse asıl konuya döneyim. Belki şu an borçlarını döndürebilen takımlara sahibiz ama yapılan yanlış transfer ve harcamalar neticesinde Real Mallorcaya benzemektende korktuğumu itiraf etmek istiyorum. Allah sonumuzu hayır etsin.

Şu yazıyıda güzel bir teknik analiz olarak okuyabilirsiniz.

1 Ağustos 2010 Pazar

Bundan sonra ne olacak_?

Adamlar gerçekten Hiristiyan bence. Yani inançlarına bağlılar kastım. Hani Hiristiyanlığı filmlerden ve kulaktan dolma bilgiler kadar biliyorum. Kiliseye gidip rahibe hatalarını anlatıp günah çıkardıklarını gördüm hep. Haberleri düzenli olarak takip eden herhangi birisi bu tarz uygulamaları hayatlarının her alanında yaptıklarını görecektir.

En son;
Wikileaks sitesi Afganistan’daki iç yazışmaları yayımladığında medya dünyasında da tartışma başlattı. Böylesine büyük bir hikâye ilk kez “yeni medya” tarafından ortaya çıkarılıyordu Ancak haber NYT, The Guardian, Der Spiegel gibi yayınlar sayesinde büyük yankı buldu.
haberi yine bir günah çıkarma olayına benziyor. Haberin bağlantısı. Şimdi sorulması gereken soru başlıktada değindiğim gibi "Bundan sonra ne olacak_?". Mavi Marmara, Filistin, Çeçenistan, Afganistan, Bosnahersek, 11 Eylül yada Irak gibi bunlarda unutulacak mı_? Bu kafayla elbette cevap EVET. Nede olsa "Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür".


Plan

Hayatımı genelde planlamaya çalışırım. Ama bu planlama yarın ne yapacağım, akşam ne yiyeceğim yada haftasonu nereye gideceğim şeklinde değilde ulaşmak istediğim konuma giden adımları belirleyip sağlam bir şekilde o adımları gerçekleştirmek. Elbette haftasonu yada akşam ne yapacağımı düşünüyorum ama benim için bunlar planlama değil. Yada planlama benim için orta-uzun vadede ki hedeflerdir.

Bu şekilde yaşamak istememin temel nedenlerinden birisi her dakikası hesaplanmış tam bir robot hayatından uzak durmamdır. Ne kadar övgüyle bahsedilsede alman disiplini şeklinde bir hayat yaşamak istemem. Ama hayatında öbür dünya için bir sınav yeri olduğunu yani bir gayesinin olduğunuda düşünürsek, dünyevi bir amacınında olmasının gerekliliği ortada. Ve belli bir güzergayta bu hedefe doğru ilerlemek en doğrusu diye düşünüyorum.

Buraya kadar kendi hayatım için düşüncelerimi aktardım. Yani birey olarak yapılabileceklerden bir örnekleme vermeye çalıştım. İnsanoğlunun bir arada yaşadığını bireyden aile, aileden de topluma kadar farklı kesimleri oluşturduğunu düşünürsek bu insan örgütlenmeleri için bir birinden farklı planlama ve yönetim şekilleri gerekmektedir. Bu alanda söyleyecek çok şey var. Zira Sosyoloji bu konularda araştırma yapan ve önerilerde bulunan bir bilim dalı.

Benim bir örnekle bahsetmek istediğim ülkemizde bizi yönetenlerin planlama yöntemleri. haberin bağlantısı, iyi ( gülmeler _!!! ) okumalar.