29 Temmuz 2010 Perşembe

Sen Olmak

Tembelliğe ve işlerden zaman ayıramamaya devam, eski yazılarımla idare eder misiniz_?

Hani demiş ya kişi " ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim " diye. Ben o kadar ileriye gidemedim. Ben senin beni sevebileceğini düşünmeyi sevdim sadece. Seninle alakalı ve seni bana yakınlaştıran olaylar hayal ettim. Yada seninle başbaşayken dialoglarımızı yazdım zihnimde ve en kolay ulaşabileceğim bölgesine depoladın. Her an güzel bir anıyı yaşarcasına tekrar canlandılar gözümde. Ben sana bir gün gösterme düşüncesinden bağımsız büyütmüşüm sevgimi. Ama gün geldi sığmadı derinlerime. Halbuki parça parça yerleştirmiştim onları, seninde hayatımın kısa parçalarında yeraldığın gibi. Demek ki yetiyormuş kısa anlar bile birisine sevgiyle bağlanmak ve karşılık bile beklememek için. Olsun, hep yanında olup da sana bir kez bile dokunamamaktansa, arasıra görmek seni ve her gördüğümde bu anın tekrarı için hayal kurmak yeter bana.

Her zaman dile getirdiğim gibi; eğer birisine olan sevgi özlem içeriyorsa, genellikle bir süre sonra o duygu kişiye olan sevgiden bağımsızlaşır ve sadece özlem duygusuna bürünür. Artık hissedilen sadece özlemektir. Ve kalktığında engeller aradan yani bitince özlem, biten tek şey o olmaz. Özlemle birlikte bitmiştir herşey. Aynı şeyin olma ihtimalidir beni senden hergün biraz daha uzaklaştıran, hergün biraz daha sen yapan.

Anlatsan bunları birisine karar vermemi ister kendi iyiliğim için olduğunu söyleyip, senlimi sensizmi devam etmem için. Bilmezki herşeyin senden geçtiğini. Nereye gitsem yolumun sende kesildiğini. Kaçacak bir yer yok, saklanacak.

Tanımıyor ki seni bunları anlatabileceklerim. Bilemez, analayamaz bu yüzden sana olan sevgimi. Aslında tıpkı onlar gibi bende tanımıyorum seni. En zor olanıda bu. Tanımadan sevmek. Her türlü yönünü kendin çizmek. Kalıba sokmak sevdiğini. Ve eğer birgün yenip korkularını kavuşmak istersen, hayallerinde ki kişi olmadığından şikayet etmek, sevgini kendi ellerinle bitirmek.

Therealmoon

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Öteki 2


Dünya bir zamanlar iki kutuptan oluşmakta idi. Sosyalizm ve kapitalizm blokları. Gelişen olaylar sosyalist düzenin devam etmesine olanak vermeyince tek kutuplu bir dünya kaldı elimizde ve yıllardır en büyük sorunumuzun bu olduğu dile getirilir sık sık. Yani karşıtı olmayan bir gücün tehlikesi. Ötekisi olmayan bir kaynağın tesir alanının ve etkisinin boyutları. Dünya siyasetide hayatımızda ki diğer herşey gibi ötekileri ile yapılıyor buradan da anlaşılacağı gibi.

Herşey karşıtı ile vardır zaten. Acı-tatlı, sıcak-soğuk, iyi-kötü gibi. Acıyı bilmemizi sağlayan tatlıdır aslında kötüyüde iyiye göre belirlediğimiz gibi. Tatlı olmasa acının artık bir anlamı olmaz. Yine aynı şeydir yani fiziksel olarak. Ama zihnimizde bıraktığı iz, o çok farklıdır artık. Tıpki iyiyide kötü ile tanımladığımız gibi. Bu hayatta herşeyin bir karşıtı vardır yani.

İlk yazımda da belirttiğim gibi bunun başlıca sebebi kendimize bir dayanak noktası oluşturmaktır. Nasıl acı olmadan tatlıda olmazsa karşılaştırabileceğimiz hayatlar olmazsa bizimkisininde pek anlamı olmaz. Umarım bu zamanla değişir ve herkes kendi hayatını yaşamaya başlar. Yada siz şimdiden öyle yapıyorsunuzdur.

16 Temmuz 2010 Cuma

ÇAY mı

Nestle hazır kahve ve espressodan sonra piyasaya hazır çayda sürecekmiş.

Deniz Gökçe bugün ki yazısında girişimcilik üzerine bir yazı kaleme almış. Ama en önemlisi artık çayı çok kısa bir sürede içilebilir bir tad seviyesinde elde edebileceğimizi müjdelemesi. Çay artık kapsüller aracılığı ile Nespresso gibi özel makinesi ile çok kısa bir sürede elde edilebilecek. İsmide Special T. Benim için harika bir haber. Keza tiryakiler içinde öyle olacağını düşünüyorum. Gözümüz aydınnn.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

NEDEN?

Alışmıştım aslında beklediğimden farklı şeyler bulmaya. Ya da alıştığımı sandım. Her seferinde düzeleceğini umut ettim. Ama her seferinde gördüm ki hiç bir şey değişmiyor. Hep bekliyorum ama hep. Neden hep aynı şeyle karşılaştığımda böyle şaşırabiliyorum ona da şaşıyorum. Halbuki her şey aynı yerli yerinde olduğu gibi duruyor. Evler, insanlar yaşamlar... Peki neden hep umutlanıyorum hep başka hayal ediyorum. Usanmadım mı ben hayal kırıklığına uğramaktan, kendimi kandırmaktan? böylesi mi işime geliyor acaba? Yoksa gerçekten mi inanıyorum değişeceğine? Bilemiyorum ki.. Bu sorulara verebilecek cevabım yok.
Ama yoruldum artık. Gücüm tükendi. Madem değişmiyor madem her şey aynı. Neden kabullenmiyorum? Neden kabul edemiyorum her şeyi olduğu gibi? Uzayıp gidiyor nedenler...
Peki ne yapmalıyım? Devam mı etmeliyim sonunu bile bile.. Yine umutlanmalı mıyım? Kendimi mi kandırmalıyım? Hayırsa bunlara cevabım, peki ne yapmalıym?
Hep der ya düşünürler:''Etrafını değiştirmek istiyorsan işe kendinden başla''
Ben de kendimden mi başlamalıyım? Neler yapmalıyım mesela? İlk işim, sanırım umut etmeyi bırakmalıyım. Etrafımdaki insanların, yaşamların değişmeyeceğine inanmalıyım. Ona göre davranmalıyım. Belki daha az üzülürüm. Canım daha az acır.
Peki gerçekten öyle mi olur? Ne dersin?

11 Temmuz 2010 Pazar

SENSİZ...

Seni düşleyerek geçirdiğim her sensiz günde içimde filizlendirmeye çalıştığım çiçeklerin solduğunu görüyorum. Her gün tekrar tekrar ekiyorum ve özenle suluyorum. Hep umut ederek bu sefer filizlenecek diyorum. Ta ki gece yatağıma uzanıncaya kadar... Yastığa başımı koyduğumda sensizlik öyle derinden etkiliyor ki işte o zaman anlıyorum içimdeki çiçeğin filizlenmeden öldüğünü. Anlıyorum ona can verenin,onun besin kaynağının sen olduğunu. Sen olmadan çabam boşa...
Adı sensizlik, tadi sensizlik...
Sen olmadan yazamıyorum işte. Seni hissetmeden kalemim can bulmuyor...
Neredeysen gel bul beni...Hissediyorum çok yakınımdasın. Belki bir nefes, belki tutulacak el kadar yakın... Seni tutan ne öyleyse? Bırak her şeyi, bırak olduğu gibi..Koş bana, tut ellerimden.Can ver kalemime, filizlendir içimdeki çiçeği...

9 Temmuz 2010 Cuma

Yine

Seni düşündüm yine
Nerede olduğunu şu an
ne yaptığını
kiminle yada kimlerle olduğunu
Yalnızmısın diye düşündüm
ne düşündüğünü düşündüm
Beni düşündüğünü düşledim
en son ne zaman düşündüğünü
beni
diye düşündüm
yokluğunda bile düşündürmeni düşündüm
Özlediğimi hissettim
senli günleri düşündüm
gülüşünü
iç çekişini
sesini, sözlerini
uykunu, uyanışını
herşeyini düşündüm
ve
Sensizliği çektim içime
başım döndü

Kabul

Sevmek kabul etmektir. Hemde her yönüyle kabul etmek. Belkide zamanla alışmak.

Alıştığından daha çekicisinin olduğunu bilirsin, daha akıllısının, daha komiğinin yada daha romantiğinin. Ama sen kabullenmişsindir artık. Eksik yönleriyle birlikte bir bütün halinde.

Ne değiştirebilirsin ne de vazgeçebilir.

( Bu yüzden değilmidir aşkın öldüğünün düşünülmesi evliliklerde. Alışılmış ve kabul edilmiştir herşey. şaşırmak yada şaşırtmak pekte olacak iş değildir. Hayatımızın en büyük çelişkilerinden biriside budur zaten. Hem kabullenmek hemde buna isyan etmek. )

8 Temmuz 2010 Perşembe

Hızlı mı _?

Bazen çok zengin olmak istememe neden olan haberlerden. 407 km hıza ulatığını görmüştüm bir arabanın ama 434 km hemde ortalama 434 km aklımın almadığı bir hız. Haberin bağlantısı Dünya hız rekoru ona ait


Bizi bizden iyi tanıyorlar, biliyorlar

Objektif olamaz ya bazen insan bazı konularda toplum olarak bizde ekonomi alanında objektif olamıyoruz. Ekonomitürk sitesini ve Uğur Gürses ve Fatih Özatay gibi köşe yazarlarını ayırıyorum.
İlk haber Kemal Kılıçdaroğlunun ana muhalefet partisi CHP nin başına geçmesinin AKP hükümetini mali disiplin konusunda daha esnek davranmaya sevk edebileceğini anlatan Yabancı yatırımcıda Kılıçdaroğlu etkisi!
bağlantısı. Siz birde 2011 seçimlerini ekleyin bu olgunun üstüne. Kamu harcamalarında ne kadar büyük bir genişleme olur orasını artık Allah bilir.



İkinci haber New York Times’da Türkiye Makalesi başlığı ile verilen % 11,7 lik büyümemizin sebeplerini açıklayan makale. Dış ticaretimizde ki değişimleri ve eksen kayması tartışmalarına ışık tutabilecek bilgiler içermekte. Tavsiye ederim.

Kara Kuzuma...

Aklıma sen geldin yine.Düşündüm. Neden hep kendimi dinlediğimde seni düşündüğümü düşündüm. Uykusuzluktan gözlerim kapanıp giderken neden seni çok sevdiğimi yazmak istediğimi düşündüm. Her yalnız kalışımda, her senin olmadığın mutlu anlarımda, kimselere bir şeycikler anlatamadığımda, sessiz sessiz çığlıklar atıp ağladığımda, güldüğümde, her yerde her şeyimde neden hayatımın bütün karelerinde sen varsın diye düşündüm.
Aslında hep bildiğim ama bir kez daha kendime hatırlatmak istediğim cevabı verdim kendi kendime. Dinle! Sen canımsın benim, can dostumsun, biriciğimsin, kara kuzumsun, yumuşacık kalplimsin, kısacası HER ŞEYİMSİN...
Can Dostum iyiki varsın iyiki benimsin...
Seni çookkk ama çoookkk seviyorumm...

6 Temmuz 2010 Salı

Değil !

Sensiz ve uzundu gece
uzun olduğu kadar
zaman önce
Öyle değildi
sensizlik değil
senliliği bilip Sensiz olmak
değiştiriyor herşeyi

ACI

Öğrenmek
Bilmek
Öğrendiğini bilmek
Bildiğini söylemek
Suç işlemek

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Başlangıç, ta başından hemde

Doğrusu nereden başlamak bilmiyorum. Belkide hiç başlamamak. Okuduğum bir kitabın hatırlayabileceğim son yeri giriş gümlesidir. Genellikle olayların başlangıç sebebi hatırlanmaz. İlk kıvılcımın nedeni bilinmez. Bu yüzden pekte önemli değil sanırım nereden nasıl başlayacağım.

Kafamı toparlayamıyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Ve bunu kimden öğreneceğim / öğrenebileceğim konusunda en ufak bir fikrimde yok. Ama cevapları ben bulmalıyım. Başkasında aramak çaresizlik göstergesi olduğu için değil, beyhude olduğu için.

Henüz bir başlık seçmedim :=)))

Bu aralar duygusal şeyler yazmaya çalışacağım. Belki bir nebze olsun kendimi iy hissetmemi sağlayabilirler ...

her uyandığımda
yeniden
ölürüm ben
uykuya
nasıl daldığımı
hatırlayamadan

1 Temmuz 2010 Perşembe

10 Gün Oldu

10 gündür herhangi bir yazı yazmıyorum. Bunun pek çok sebebi var. Ama en önemlisi Sertap Erener in son şarkısındaki sözlerin çok güzel bir şekilde açıkladığı gibi " bahçemden koparılan çiçekler ". Tabi iş yoğunluğuda büyük bir etken. Yeni işimizin başlayacak olması ve mevcut projemizin sonlanma aşamasında ki doğal yoğunlukta yazmaktan uzak kalmama sebep.

Genel olarak gazete, blog yada site fark etmez gündemi takibimde pek bir değişme yok. Bu günlerde tekrar yazmaya başlayacağım.

Yaşamak güzel ve onu en iyi şekilde değerlendirmek gerekli diye düşünüyorum.