14 Nisan 2010 Çarşamba

Çocuk İşçiler

Çocuk işçiler konusuna değinirken iki ana başlık altında çalışacım. İlki bildiğimiz iş gücü, diğeri çocuğumuza yaptığımız yarış atı muamelesi.


Yanda ki tablo TUİK in Çocuk İşgücü Anketi Sonuçlarıdır. Kayıt altında ki işgücümüzün sorunlarını düşününce mevcut iyileşme bir nebze olsun iyi hissetmemizi sağlıyor. Gerçi kriz döneminde bu durumun nasıl geliştiğini görebilsek daha doğru bir yorum yapabilirdik. Zira geçmiş kriz dönemlerinde hem çocuk hemde yetişkin işçilerin çalışma şartları kötüye gitmiştir. İstihdam azalmış olabilir ama mevcut çalışanlarında çalışma saatlerinin arttırılması, şartların kötüleştirilmesi gibi uygulamalara maruz kalmışlardır.

Toplulumuzda evvel yıllarda yetişkinler tarafından ya okursun yada sanayiye gönderirim seni tehtidi ve uygulaması yapılırdı. Çocuk bari bir meslek öğrensin denirdi eğer kafası okuyacak kadar çalışmadığı düşünülüyorsa. Yada köylerde çobancılık yaparsın bak denirdi.

Günümüzde ne çobancılık kaldı tehtit etmek için gençleri nede sanayii işçiliği. Artık herkes ya üniversite mezunu olmaya çalışıyor yada bir fabrikada işçi olup emekliliğini garanti altına almak.

Buda bizi zaten eksik olan ara eleman sıkıntısı konusunda dahada kötüye götürmekte. Ben bir mühendis olarak teknik bilgim konusunda şüphe etmem. Lakin benim bildiklerimi uygulamak için teknik liselerden ve çıraklıktan yetişme arkadaşlara ihtiyaç duyarım. Ne ben onlarsız nede onlar bensiz pek bir anlam ifade ederler.

Yani yükselen milli gelirle birlikte çocuk istihdamı yukarıda ki araştırmanında gösterdiği gibi azalmıştır. Lakin bu gelişmeyi dahada olumlu bir şekle sokamadık.

Gelelim ikinci başlığa; yarış atına döndürdüğümüz çocuklarımız. Funda Özkan'ın bugünkü yazısının son bölümü bu konuyla alakalı, okumanızı tavsiye ederim.

Yazıda da belirtildiği gibi kriz dönemlerinde çalışma saatlerinde artışlar olmuş ve bu artışlar zaman içerisinde tepkiler çekmiş ve sonucada ulaşmışlar. Günümüzde çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde haftalık çalışma saatleri 40 saat solaylarındadır. Eğer bu süreyi arttırmaya kalkarsanız ne ile karşılaşacağınızı biliyor olmalısınız. Zira TEKEL işçilerinin eylemleri ortada.

Lakin hiç düşündünüzmü çocuklarımızın haftada kaç saat bizim istediğimiz şeylere zaman harcadıklarını. Okul, dershane, ödev, özel ders, kurslar, etütler, eğitim gezileri ...vb. İlk anda aklıma gelenler bunlar. Şimdi bir hesap yapsak, en az çalışan çocuğun bile haftada 100 saatin altında bir programı yoktur.

Biz sürekli eğitim sisteminden yada bize dikte edilen uygulamalardan bahsediyoruz ya, bıraklım bunları lütfen. Önce kendimize çeki düzen verelim. Ve bunu yansıtacağımız ilk uygulamada çocuğumuz olsun. Onları ne gerçekleştiremediğimiz hayellerin peşinden sürükleyelim nede yarış atlarına dönüştürelim. Son söz olarak Metin Münir'ün bir babanın kendine ve çocuğuna yapabileceği en büyük kötülüğü anlatan Bir Zengin Evladının Mutsuz Hayatı yazısını öneriyorum.

1 yorum:

  1. evet gelecegin mimarı çocuklarımız. malesef çocukluklarını yaşama hakları kalmadı.bir ayrıntı biliyoruzki ruhsal sorunlar yaşayan insanların önce çocuklukları araştırılıyor. yaşadıkları her anın gelişmelerinde, karakterlerinde ve ileriki yaşlarda sahip olacakları fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarda büyük rolleri oluyor. ama durumları ne? OKS , SBS , sonra biraz büyüdüklerinde ÖSS , KPSS.. beyazıt öztürkün yaklaştıgı gibi yese de yemesede.. bunlara çalışılmak zorunda hissediliyor. bence artık çocuklarımızı yarış atına döndüren bu sisteme bir dur diyelim. eskiden bu kadar fazla sınav türü var mıydı arkadaşlar? ayrıca her birinin ayrı ayrı ciddi meblaglarda kayıt ücretleriyle birileri rant saglamaya çalışıyor die biz gençler ve çocuklarımız sürünedurmaya devam edecek malesef...

    YanıtlaSil