23 Nisan 2010 Cuma

Biz Kimseyi Sevemeyiz

Hayatın bazen çok basit kurallar içerdiğini görürüz. Çok karmaşık olduğunu idda ettiğimiz yaşamın böyle yönlerinin olması şaşırtır çoğumuzu. Bazılarımızda bu durumu her daim uygulamaktadır ama bu uygulamanın farkında değildir. Bugün bu uygulamalardan birisinden yola çıkarak Türkler Kimseyi Sevmiyor haberinin sebeplerini açıklamaya çalışacağım.

Taa gerilere gitmek istiyorum, Cumhuriyet dönemine. 1. dünya savaşını kaybeden tarafta olan Osmanlı İmparatorluğu itilaf devletlerinin işgaline uğramıştır. Savaş döneminde hükümet Enver Paşa da, padişahlık koltuğu VI. Mehmet Vahidettin de, askeri yönetim Talat Paşadaydı. Rusyanın sıcak denizlere inme isteğinden doğan işgal ihtimalinden korkan ve eski şaşaalı günlerine dönme hayalinde olan bu yönetim kadrosu Osmanlıyı sonucu işgalle biten bir sürecin içine sokmuştur. Çanakkale muhaberesinde, Trablusgarpta, Balkanlarda ve Afrikada gösterilen direniş ve savunma aslında günümüzde ki bizim olmayan ama iliğimize kadar hissettiğimiz kriz gibi kendi cephelerimizde kaybetmediğimiz bir savaşı ittifak kuvvetlerinin kaybetmesi sonucu yenilmiş ilan edildik. Sonrasında iç dinamiklerimizin ve muhalefetler sonucu oluşan yönetim zaafiyetleri ve Wilson ilkeleri gibi gelişmeler bizi muhtemel sonuca daha hızlı bir şekilde sürükledi. Serv antlaşması ve sonrasında Atatürkün önderliğinde gerçekleştirdiğimiz direniş ve Türkiye Cumhuriyetini kurma sürecimiz gerçekleşti. O dönemin kısa bir özetini vermeye çalıştım.

Devamına gelince cumhuriyeti yeni kurmuşsunuz ve halkınızın %89 u okur yazar değil, halen bu ülkenin %7,68 i okur-yazar değil onuda belirtmek isterim. Diğer bütün reformlar gibi eğitim alanında yapılan devrimde çok önemlidir bu sebetten ötürü. Ülkenin eğitim durumu böyle iken siz insanlara nasıl ulaşacaksınız. Günümüzde ki gibi internet, televizyon yada radyoda yok. Yani insanlara erişebileceğiniz bir ortam yok gibi. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarının bence en büyük eksiği budur. Hep dile getirilir öğrencilerimizi bile okullardan alıp çanakkale muhaberesine gönderdiğimiz. Savaşın öncüsü Almanya da bile böyle bir uygulamaya gitmemiştir ki savaş sonrasında toparlanmakta zorluk çekmesin. Bizim ülkemizde ise zaten düşük olan okur-yazar oranının üstüne birde bahsettiğimiz olaylar gerçekleşince yetişmiş ve yetişmekte olan eğitimli birey sayısında sıkıntılar ortaya çıkmış. Buda yeni nesillerin eğitiminde görev alacak olan kişilerin seçilmesini engellemiş ve sıradan kişiler bile gelecek nesiller üstünde hükümde bulunabilmiş.

Bunları neden anlatıyorum. Daima Atatürkten sonra yönetim zaafiyetinden ve yapılan yanlış uygulamalardan bahsedilir. Lakin kimse çıkıp Atatürkün bıraktığı eğitim ve gelişmişilik seviyesi konusunda bir açıklamada bulunmaz. Tamam grafikte de görüldüğü gibi Atatürk döneminde yüksek bir büyüme elde edilmiştir. Ama sonra ki dönemlerde de benzer büyüme oranlarına ulaşılabilmiştir. 1935 te okur yazarlık oranı halen çok düşük olan %20,4 seviyelerinde kalmıştır. Yani muasır medeniyetler seviyesine ulaşma iddaları pekte gerçekleştirilememiş. İnsanlar genel olarak eğitilememiş ve bu süreç 70 lere kadar böyle sürmüştür. Sonraki yıllarda yükselme eğiliminde ki eğitim seviyesi çığ etkisiyle ilerlemiş ve kısa bir sürede okur-yazar oranı çağında gereksinimlerinin tetiklemeleriyle yükselmiştir. Arada gerçekleşen Menderes dönemi ve darbenin etkilerini unutmamak gerekli bu arada. Onlarında toplumun gelişmesinde ve değişmesinde ki etkileri başlı başına bir tez konusudur. Demek oluyor ki toplumumuzda halen yaygın olan mahallein ve ailenin ilk öğrenim yeri olma özelliğinin sebeplerinden biriside budur. Eğitim imkanlarının kıtlığından kaynaklanan örf ve adetlerin öneminin artması. Halen okur-yazar olmama oranın yüksekliği ve bazı illerde örf ve adetlerin katı bir şekilde korunması bu alışkanlığın sürmekte olduğunun kanıtıdır.

Gelelim asıl konuya. Şimdi cumhuriyet yeni kurulmuş, saltanat kaldırılmış ve halifelik kaldırılacak, halkın pekte tanıdık olmadığı bir yönetim şekli uygulanmakta ve bu yeniliği anlatabileceğiniz ortam yok. Olsa bile anlayabilecek eğitim seviyesine sahip bir toplumunuz yok. Şeh Said ayaklanmasını, din elden gidiyor yaftalarını düşünürsek toplumun durumunu biraz daha anlayabiliriz. Şimdi ortam böyle iken insanlarda bir bilinç oluşturmanız gerekir. Bir öteki vermelisiniz insanlara. Bu dönemde saltanatın ve Osmanlı son döneminin kötülenmesinin sebebi budur. Abdülhamit'in bazılarına göre kahraman bazılarına göre hain olması gibi. Abdülhamit sonrası dönemi oluşturan İttihat ve Terakkinin yaptığıda budur. Yani toplumumuza bir öteki verilmiştir. Buda Talat ve Enver Pşalar ve VI. Mehmet Vahidettindir. Toplumun eğitim seviyesini ve gelişiminide düşününce kabul edilen böyle bir olgunun değişmesinin pekte kolay olmayacağı aşikar. Günümüzde halen birkaç kalem dışında bu fikirlerin değişmemiş olması buna örnek teşkil etmekte. Zaten tarihte yer almış milletlere baktığımızda daima bir öteki vardır. Türkler için Ortaasyada Çinliler, Anadoluda Bizans, Hiristiyanlar için Müslümanlar, Müslümalar için Hiristiyanlar, Müslümanlar kendi içinde Şii, sünni, Hiristiyanlar protestan, katolik gibi kartışlar oluşturmuştur. Yani insanlık sürekli bir öteki oluşturmuştur.

Atatürk sonrası döneme dair yönlendirilen suçlamalar şu konuda bence gayet haklı; yükselen eğitim seviyesi ve gelişen iletişim teknolojisiyle halka ulaşmakta oluşan uygun ortam kullanılamamıştır. Köy enstütülerin kaldırılması buna güzel bir örnektir. Tabi şu konularda da; askerlerin siyasete girmesi, 2. Dünya Savaşı dönemi izlenen iç ve dış politika, alınan ekonomik tedbirler ve uygulamalar vb. dönemin yönetimlerine yöneltilen eleştiriler haklıdır. Lakin bu eleştirilerin bir şekilde içinde bulunulan dönemin koşulları düşünülünce haksız olabileceği soncu çıkmakta. Çelişkili ifadeler kullanıyor gibiyim. Ama günümüzde nasıl ki hükümetlarimiz 200 milyar dolar ithalat, 130 milyar dolar ihracat yapan bir ülkenin yöneticileri olarak dışa bağımsız hareket edemiyorlarsa o dönemde de bu gibi kabul edilebilecek sebeplerin var olabileceğiniz söylemeye çalışıyorum. Konumuza dönersek ülkemizde yönetimlerin yaptığı en büyük yanlışlardan birisi halktan kopuk davranmış olmalarıdır. Halkı kapalı bir kutu gibi saklamaya ve gelişmeler ve değişimlerden uzak tutmaya çalışmışlardır. Bu durum genel olarak Osmanlıdan kalma bir miras gibidir. Kandilli rasathanesinin Kanuni döneminde kapatılması, müslüman halkın ticaretle uğraşmasının önüne dini engeller konulması örnek olarak gösterilebilir.

Eğitim konusunda sonuş olarak yapılmayanlar ve yapılıp yanlış olanlar bize içine kapanıklık konusunda kendi kendine yettiğini düşünen bir toplum vermiş durumda diyebiliriz. Bu durum diğer ülkelerin bize yaklaşımları ve bakış açıları konusunda bilindik fikirlerin ve bize verilen bilgilerin dışına çıkmamamızı ( ! ) sağlamıştır. Bu durumdan yarar sağlayanlar bellidir.

Eğitim konusundan sonra karşımıza ara ara bahsettiğimiz askerin siyasete karışması konusu çıkmakta. Atatürkün uygulamalarında benim eleştirdiğim başlıca konu budur. Evet kurtuluş savaşı birlikte kazanılmıştır, omuz omuza mücadele edilmiştir lakin askeri sistem ile politik sistem birbirinden farklı konulardır ve benzer uygulamalarla her ikisinde de başarılı olmanız mümkün değildir. Ki geçmişe baktığımızda bu görülmektedir. Bunun yanında sivil yönetimler her on yılda bir devrilmiştir. Devrilmeyenlerde 28 Şubat gibi ya ortaya çıkan yada bizim öğrenemediğimiz uyarılara maruz kalmışlardır. Bu farklı bir yazının konusu olsun. Benim asıl bahsetmek istediğim askerlerin ülke vatandaşları üstünde ki hegomanyasıdır. Nasıl oluyorsa 8 yıllık AK Parti döneminde yıllarca düşman bildiğimiz Suriye ile vizeler kalkıyor, Ortadoğuda bizi dinleyenler bu kadar artıyor. Yada kafkaslarda dostlarımızın sayısı çoğalıyor. En önemliside can düşmanımız Yünanistanla bu kadar samimi ilişkiler kurabiliyoruz. Sormadan edemiyorum. Onlarca sene hani Türkün Türkten başka dostu yoktu. Yada 3 tarafımız denizlerle, 4 tarafımızda düşmanlarla çevriliydi. Verilecek o kadar çok cevap, söylenecek o kadar çok söz var ki. İnsanın bu şekilde kaybedilen yıllar ve gençler için üzülmemesi elde değil.

Sonuç olarak araştırma doğruları yansıtmaktadır, evet biz hiç bir milleti kendimize dost görmüyoruz ve sevmiyoruz. Ama bu bize karşı yıllarca uygulanmış olan yönetim diktaları ve eğitim sistemimiz sonucunda oluşmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder